On bini aşkın firar ardından DAİŞ tehdidinin boyutu

Paylaş:
RIHA - HTŞ’nin denetimine geçen DAİŞ’lilerin cezaevi ve kamplardan firarlarının yarattığı tehlikeye işaret eden gazeteci Doğan Cihan, “Mesele yalnızca geçmişteki DAİŞ tehdidi değil, gelecekte ortaya çıkabilecek yeni ağlar, hücreler ve yeni radikalleşme süreçleridir” dedi. 
 
ABD’nin Inherent Resolve Operasyonu Genel Müfettişliği Suriye’deki DAİŞ’lilerin durumuna dair bir rapor yayımladı. Raporda, Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı grupların Halep ile Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları nedeniyle gözaltı ve denetim sisteminin çökmesi sonrasında DAİŞ ile bağlantılı olduklarından şüphe edilen 15 bin ila 20 bin kişinin kaybolduğu ya da firar ettiği belirtildi.
 
Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşayan gazeteci Doğan Cihan, raporda da vurgulanan güvenlik tehlikesine dair değerlendirmelerde bulundu. 
 
Cihan, HTŞ’nin 2025 sonundaki ilerleyişinden önce Kuzey ve Doğu Suriye’de DAİŞ tehdidi büyük ölçüde kontrol altına alındığını ve binlerce DAİŞ’li ve ailelerinin Suriye Demokratik Güçleri’nin (QSD) denetimindeki cezaevi ve kamplarda tutulduğunu söyledi.  2025 yılı ortalarındaki verilere göre 8 bin 950 DAİŞ’linin cezaevinde olduğunu belirten Cihan, “Bunların yaklaşık 5 bin 400’ü Suriyeli, 1 bin 550’si Iraklı ve yaklaşık 2 bini 60’tan fazla ülkeden gelen yabancılardan oluşuyordu. Bu kişiler başta Şeddade Cezaevi, Hesekê’deki yüksek güvenlikli cezaevleri, Rakka’daki cezaevleri ve diğer gözaltı merkezleri olmak üzere 14’ten fazla tesiste tutuluyordu. Bu cezaevleri, uluslararası güvenlik çevreleri tarafından dünyanın en hassas terör dosyalarından biri olarak değerlendiriliyordu” dedi. 
 
KAMPLARDAKİ DURUM 
 
DAİŞ’le bağlantılı ailelerin büyük bölümü Hesekê kırsalındaki Hol Kampı ile Derik yakınlarındaki Roj Kampı’nda tutulduklarını aktaran Cihan, kampların yapısına ilişkin şu bilgileri paylaştı: “Bu kamplarda yaşayanların çoğunluğunu kadınlar ve çocuklar oluşturuyordu. Uzun yıllar boyunca dünyanın en büyük ve en karmaşık güvenlik kamplarından biri olarak görülen Hol Kampı’nda dönemsel değişiklikler yaşansa da on binlerce kişi barındırıldı. Kampta Suriyeli, Iraklı ve onlarca farklı ülkeden gelen yabancı kadın ve çocuklar bulunuyordu. Son paylaşılan verilere göre Hol Kampı’nda 30 bin 243 kişi bulunuyordu. Bunların 9 bin 352 yabancı uyruklu DAİŞ bağlantılı kişilerden oluşurken,  bin 546’sı Irak vatandaşı, 15 bin 245’i Suriyeli kişilerden oluşuyordu. Aynı zamanda Hol Kampı’nda 1 yaşında küçük yaklaşık 4 bin 100 küçük çocuk bulunuyordu. Ancak ülkelerine geri dönüş programları ve çeşitli tahliyeler sonucunda kamp nüfusu sürekli azaldı. 2026 yılı Ocak ayı başında kamp nüfusunun yaklaşık 21 bine düştüğü bildirildi. Bu nüfusun yaklaşık 6 bin 352’sini 42 farklı ülkeden gelen yabancı kadın ve çocuklar oluşturuyordu. Roj Kampı ise daha küçük olmasına rağmen benzer bir yapıya sahipti ve burada da ağırlıklı olarak DAİŞ mensuplarının aileleri tutuluyordu.”
 
HTŞ öncülüğündeki güçlerin Esad rejimini devirmesinin ardından Suriye’de yeni bir döneme girildiğini belirten Cihan, “ Suriye’de yaşanan dönüşümün en önemli tartışma başlıklarından biri, yeni iktidarın ideolojik geçmişi ve bunun DAİŞ tehdidi üzerindeki etkisi oldu. HTŞ ile DAİŞ arasında uzun yıllardır tartışılan ideolojik ve tarihsel bağlar, Esad sonrası dönemde yeniden gündeme geldi. Her ne kadar iki yapı zaman içerisinde farklı siyasi ve örgütsel yollar izlemiş olsa da, her ikisinin de kökenleri El Kaide çizgisine dayanan radikal İslamcı hareketlere uzanıyor.
 
DAİŞ’İN YENİDEN HAREKETLENMESİ
 
Yıllar boyunca uluslararası koalisyonun desteğiyle yürütülen operasyonlar sonucunda DAİŞ, hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmış bir örgüte dönüşmüştü. Esad rejiminin çöküşüyle ortaya çıkan siyasi ve askeri boşluk, uzun yıllardır yeraltında faaliyet yürüten DAİŞ hücreleri için yeni hareket alanları oluşturdu. İdlib, Halep, Hama, Humus, Şam, Rakka ve Dêrazor başta olmak üzere birçok bölgede örgütün yeniden örgütlenmeye çalıştığına dair raporlar yayımlandı. Özellikle Kuzey ve Doğu Suriye’de yıllardır DAİŞ’e karşı mücadele eden QSD’nin dikkatinin farklı cephelere yönelmesi, örgütün yeniden hareketlenmesi açısından önemli bir fırsat yarattı. Nitekim çeşitli bölgelerde güvenlik güçlerine yönelik saldırılar, suikastlar ve sabotaj eylemleri yeniden görülmeye başlandı. Palmira çevresinde yaşanan ve uluslararası basında geniş yer bulan 13 Aralık saldırısı, Suriye’nin yeni dönemine ilişkin güvenlik tartışmalarını daha da derinleştirdi. Tedmur’da devriye faaliyeti yürüten ABD askerlerine yönelik saldırıda iki ABD askeri ile bir sivil tercüman hayatını kaybetti. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ilk açıklamasında saldırının DAİŞ tarafından gerçekleştirildiğini duyurdu. Ancak kısa süre sonra saldırganın, Şam hükümetine bağlı güvenlik birimlerinde görev yapan bir kişi olduğu ortaya çıktı. Bu gelişmenin ardından ABD, Suriye genelinde 70’ten fazla DAİŞ hedefini hava saldırılarıyla vurdu. Ancak olay, ülkedeki güvenlik yapılanmasına dair tartışmaları daha da alevlendirdi. Özellikle devlet kurumlarına sızma iddiaları, geçmişte radikal örgütlerle bağlantılı olduğu öne sürülen kişilerin yeni yönetim içinde yer aldığına dair eleştiriler ve güvenlik birimlerinin denetimine ilişkin soru işaretleri yeniden gündeme taşındı. Bu nedenle Esad sonrası Suriye’nin geleceği yalnızca siyasi istikrarın sağlanmasına değil, aynı zamanda DAİŞ’in yeniden örgütlenmesini engelleyecek etkili ve kapsamlı bir güvenlik politikasının oluşturulmasına da bağlı görünüyor.
 
HTŞ’NİN SALDIRILARIYLA BİRLİKTE GÜVENLİK ZAYIFLADI
 
HTŞ’nin Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim bölgesine yönelik saldırıları sürecinde yaşananlara değinen Cihan,  6 Ocak’ta başlayan saldırılarla birlikte QSD’nin askeri güçlerinin büyük bölümünü cephelere kaydırmak zorunda kaldığını ve kamp ile cezaevlerinin güvenliğinin ciddi bir biçimde zayıfladığını söyledi. Şeddade, Rakka ve diğer bazı bölgelerde bulunan hapishanelerin kontrolünün HTŞ’ye geçmesiyle birlikte çok sayıda DAİŞ’linin serbest bırakıldığı ve firar ettiği yönünde iddiaların gündeme geldiğini belirten Cihan, kaçanların önemli bir bölümünün akıbetinin hala bile bilinmediğini aktardı. 
 
DAİŞ’Lİ AİLELER KAMPLARDAN ÇIKTI
 
Hol Kampı’nda, saldırılar sonrasında güvenlik düzeninin çöktüğünü, HTŞ denetimine geçen kamptaki yabancı ailelerin büyük bölümünün bölgeden ayrıldığı ve farklı alanlara dağıldığını söyleyen Cihan,  “Bir kısmı Halep kırsalına, bir kısmı İdlib’e, bir kısmı ise başka bölgelere sevk edildi. Ancak bu sürecin uluslararası gözetim altında yürütülen planlı bir geri dönüş programı çerçevesinde gerçekleşmediği yönünde ciddi eleştiriler yapıldı. Birleşmiş Milletler ve uluslararası güvenlik uzmanları, yaşanan gelişmelerin DAİŞ’in yeniden örgütlenmesi için uygun bir ortam oluşturabileceği uyarısında bulundu. Nitekim Esad rejiminin devrilmesinden sonra zaten hareketlenmeye başlayan DAİŞ hücreleri, oluşan güvenlik boşluğundan yararlanarak saldırılarını artırdı. Özellikle Dêrazor, Rakka ve Suriye çölü hattında örgütün faaliyetlerinde belirgin bir artış gözlendi” ifadelerinde bulundu. 
 
KAYIP DAİŞ’LİLLER 
 
Saldırılar sonrası yaşanan firarlara işaret eden Cihan, “ABD Genel Müfettişliği’nin raporlarında ve çeşitli uluslararası kaynaklarda yer alan veriler doğruysa, Suriye’de yalnızca bir cezaevi firarı ya da kamp boşalması yaşanmadı. Asıl mesele, yıllardır uluslararası koalisyonun gözetiminde tutulan DAİŞ dosyasının büyük ölçüde dağılmış olmasıdır. Saldırıların ardından bazı cezaevleri ve kampların kontrolü el değiştirdi. Bu süreçte yüzlerce DAİŞ mensubunun firar ettiği veya serbest bırakıldığı yönünde açıklamalar yapıldı. Ancak güvenlik uzmanlarını asıl endişelendiren konu, yalnızca firar eden savaşçılar değil, kampların dağılmasıyla birlikte kayıt ve denetim sisteminin çökmesidir. Özellikle Hol Kampı’nda yaşanan gelişmeler bu açıdan dikkat çekicidir. Bir dönem 30 binin üzerinde kişinin bulunduğu kampta, kısa süre içerisinde nüfusun büyük bölümü ortadan kayboldu. Yabancı kadın ve çocukların önemli bir kısmının farklı bölgelere dağıldığı, bazılarının Halep kırsalına, bazılarının İdlib’e, bazılarının ise başka bölgelere geçtiği yönünde bilgiler bulunuyor. Ancak bu kişilerin kimlikleri, hangi ülke vatandaşı oldukları ve bugün nerede bulunduklarına ilişkin kapsamlı ve kamuoyuna açıklanmış bir kayıt sistemi bulunmuyor. Bu nedenle ‘kayıp DAİŞ’liler’ ifadesi yalnızca silahlı militanları değil, yıllarca örgüt ideolojisinin etkisi altında yaşamış binlerce kadın ve çocuğu da kapsıyor” diye konuştu.  
 
IRAK’A NAKİL 
 
ABD Merkez Komutanlığı’nın(CENTCOM), Ocak ayında DAİŞ’li tutuklularının Suriye’den Irak’a transfer edilmesi için yeni bir operasyon başlattığını duyurduğunu ve bu kapsamda yüzlerce DAİŞ’linin taşındığını aktaran Cihan, “Planın nihai hedefi ise yaklaşık 7 bin DAİŞ mensubunun Irak kontrolündeki tesislere nakledilmesiydi. CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, bu transferlerin amacının olası firarları önlemek ve DAİŞ’in yeniden örgütlenmesini engellemek olduğunu açıkladı. ABD’nin bu adımı, Washington’un mevcut güvenlik ortamına ilişkin ciddi kaygılar taşıdığını ve cezaevlerinin geleceği konusunda risk gördüğünü ortaya koydu. Ancak nakil sürecinin tüm tutukluları kapsayıp kapsamadığı, kaç kişinin gerçekten transfer edildiği ve kamp nüfusunun ne kadarının kayıt altına alınabildiği halen netlik kazanmış değil” dedi. 
 
ÇOCUK VE GENÇLERİN RADİKALLEŞMESİ 
 
DAİŞ’e dair asıl tehlikenin kaybettiği insan kaynağını yeniden toparlayabilecek bir ortamın oluşması olduğunu dile getiren Cihan şunlara dikkat çekti: “Son yıllarda IŞİD büyük ölçüde hücre tipi örgütlenme modeline geçti. Suriye çölü, Irak-Suriye sınır hattı, Dêrazor kırsalı ve çeşitli kentlerdeki uyuyan hücreler bu yapının temelini oluşturuyor. Kontrol dışına çıkan binlerce kişi; Yeni militan devşirme faaliyetlerine katılabilir, Lojistik destek ağları kurabilir, Finansman ve kaçakçılık hatlarını yeniden canlandırabilir, Çocuk ve gençler üzerinden yeni nesil radikalleşme süreçleri oluşturabilir, Suriye ve Irak’ta yeniden yeraltı yapılanmaları kurabilir.
 
Özellikle kamplardan ayrılan çocuklar konusu güvenlik uzmanlarının en fazla dikkat çektiği başlıklardan biri. Çünkü bu çocukların önemli bir kısmı hayatlarının büyük bölümünü DAİŞ ideolojisinin etkisindeki ortamlarda geçirdi.”
 
DAİŞ TEHDİDİ 
 
Yıllarca tek merkezde kontrol altında tutulan on binlerce kişinin artık aynı ölçüde takip edilememesi, yeni bir güvenlik denklemine işaret ettiğini vurgulayan Cihan, Bir zamanlar Hol Kampı ve cezaevlerinde toplanan risk, bugün çok daha geniş bir coğrafyaya dağılmış durumda. Bu nedenle mesele yalnızca geçmişteki DAİŞ tehdidi değil, gelecekte ortaya çıkabilecek yeni ağlar, yeni hücreler ve yeni radikalleşme süreçleridir. Kısacası, DAİŞ dosyası kapanmış değil. Sadece cezaevleri ve kamplarla sınırlı bir güvenlik sorunu olmaktan çıkıp, Suriye ve Irak’ın geleceğini etkileyebilecek daha karmaşık ve öngörülmesi daha zor bir tehdide dönüşmüş” diye ifade etti. 
 
MA / Ömer Akın
 
İlgili Haberler
ÖSO yazdı, Türkiye oynuyor: 15 yaşındaki çocuk müebbet tehdidi altında
ÖSO yazdı, Türkiye oynuyor: 15 yaşındaki çocuk müebbet tehdidi altında

ÖSO’nun fidye için kaçırıp, Türkiye’ye teslim ettiği tarihte 15 yaşında olan Hüseyin Muhammed ağır hapis cezası ile karşı karşıya.

Mazlum Ebdî Avrupa’da temaslarda bulunacak
Mazlum Ebdî Avrupa’da temaslarda bulunacak

QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî, bir dizi temaslarda bulunmak üzere Avrupa’ya gitti.

Halep’te Kobanêli 2 çocuk fidye için kaçırıldı
Halep’te Kobanêli 2 çocuk fidye için kaçırıldı

Silahlı gruplar Halep kentinde biri 9, diğeri 16 yaşında iki Kobanêli çocuğu fidye almak için kaçırdı.

Adalet Nöbeti’nden çağrı: Adalet olmadan barış olmaz
Adalet Nöbeti’nden çağrı: Adalet olmadan barış olmaz

Şirnex’te açığa alınan emekçilerin başlattığı Adalet Nöbeti’ne destek veren demokratik kitle örgütü temsilcileri, emekçilerin yeniden görevlerine dönmesi için dayanışmayı büyütme çağrısı yaptı.

Mazlum Ebdî serbest kalan esirlerle buluştu
Mazlum Ebdî serbest kalan esirlerle buluştu

Serbest bırakılan esirlerle bir araya gelen QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî, esirler konusunun öncelikleri arasında olduğunu ve kısa sürede bu süreci tamamlayacaklarını açıkladı.