Psikolog Hatice Göz: Yasa çocukluğu da çocuk haklarını da tartışma haline getirdi SÖYLEŞİ
İSTANBUL - Meclis Adalet Komisyonu'nda kabul edilen “Çocuk Yasası”na dair konuşan psikolog Hatice Göz, “Türkiye’nin bugün sokakta var olan demokratik yapılarla birlikte örgütlenen, ekoloji ve kadın mücadeleleriyle bağ kuran bir çocuk hakları hareketine ihtiyacı var” dedi.
Çocukların ceza sorumluluğuna ilişkin düzenlemeler içeren “Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” Meclis Adalet Komisyonu'nda kabul
edildi. Önümüzdeki günlerde Genel Kurul'da görüşülecek teklif, 15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşını doldurmamış çocuklara verilecek hapis cezalarının üst sınırlarının artmasını öngörüyor. Buna göre, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde çocuklar hakkında 19 yıldan 27 yıla kadar, müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde ise 15 yıldan 18 yıla kadar hapis cezasına hükmedilebilecek.
Öte yandan düzenlemeyle birlikte “kasten öldürme” ve “neticesi sebebiyle ağır yaralama” suçlarını işleyen 15 ile 18 yaş grubundaki çocuklar açısından yaş indirimi uygulanmayacak. 12 ile 15 yaş grubundaki çocuklar hakkında ise bir üst yaş grubuna ait ceza rejiminin uygulanabilmesi konusunda hakime takdir yetkisi veriliyor.
Bu düzenlemeyle çocukların yaşları nedeniyle yararlandığı ceza indirimlerinin bazı suçlar bakımından sınırlandırılmasının önü açılırken, teklifin en çok eleştirilen kısımlarından biri de Çocuk Koruma Kanunu’nda kullanılan “suça sürüklenen çocuk” ifadesinin değiştirilmesi. İfadenin yerine “adli süreçteki çocuk” tanımı getirilecek.
Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Çocuk Hakları Meclisi Sözcüsü ve Psikolog Hatice Göz, teklifin yasallaşması halinde çocuk haklarına yansımalarına dair Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.
Öncelikle tartışılan ve Meclis’in Adalet Komisyonu’ndan geçen bu yasayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu yasanın geçmesi, ülkemizde aslında hem çocukluğu hem de çocuk haklarını bir tartışma haline getirdi. Bunları pek çok riski beraberinde getirecek. Çok kabaca bir ceza verme, hapsetme yasası gibi dursa da aslında içeriğinde başlıklar ve maddelerle birlikte çocukluğun özgün statüsünü tartışmaya açıp onu lağvedecek bir zeminin önünü açtı.
“Çocukluğun özgün statüsünün tartışmaya açılmasından” kasıt nedir, biraz açar mısın?
Yetişkinler dünyasında bir çocuğun kendi özgünlüğünde çocukluk geçirip büyümesi için yetişkinler ve onların kurumlarıyla görece bir dengeye ihtiyacı vardır, çocuk hakları kısmen bunu sağlar. O nedenle şarttır.
Çocuklar, özgün gelişimsel dönemlerinden kaynaklı olarak bir süreci yaşarlar, her insan bunu yaşar. Tam da çocuk olmak kendi içinde bir sürü potansiyeli, zenginliği, risk ve uç deneyimi ya da tersi biçimleri içinde taşır. Yetişkinler dünyasında bir çocuğun kendi özgünlüğünde çocukluk geçirip büyümesi için yetişkinler ve onların kurumlarıyla görece bir dengeye ihtiyacı vardır, çocuk hakları kısmen bunu sağlar. O nedenle şarttır. Çocukluk, o potansiyel en gelişkin şekilde açığa çıksın diye korunup güçlendirilmesi, zenginleştirilmesi, şans verilmesi fırsat yaratılması gereken bir dönemdir. Baskı değil, dayanışma; kapatma değil, onay; dışlanma değil kabullenilme talep eder.
Çocukların özgün dönemlerinden kaynaklı çeşitli haklara sahip oldukları biliniyor. 18 yaşından önceki dönem “çocukluk” olarak kabul görür. Yasa, çocuklar ve hakları açısından nasıl bir risk barındırıyor?
18 yaş, bir gelişimsel döneme denk düşer, bu ama öyle cetvel gibi her çocukta aynı olmaz, kendi içinde özgünlükler taşır. Bir bütün olarak çocukluk ama sadece biyolojik, nörolojik, gelişimsel bir dönem değil, aynı zamanda en başta toplumsal, sosyal, ekonomik, siyasal bir bağlamda şekillenir. Çocuklara bunları birbirinden ayırmadan yaklaşırız. Şimdi bu yasa ile birlikte çocuk olmaktan kaynaklı indirim ortadan kalkıyor, müebbettin önü açılıyor, çocuklar doğrudan cezaevine kapatılıyor. Hal böyle olunca çok tehlikeli tartışmaların da aslında önü açılmış oluyor ve çocukluk aslında yok oluyor. Bu tüm çocuklar için korkunç riskli bir durum.
Örneğin çocuklar çocuk oldukları için 18 yaşlarına kadar ehliyet alamıyorlar, mutlaka bir veliye ihtiyaç duyuyorlar. Sigara, alkol satın alamıyorlar; yine çocuk oldukları için evlenemiyor ya da oy kullanamıyorlar. Ama siz 14 yaşında bir çocukla ilgili adalet sisteminde çocukluğun özgünlüğünü, üstün yararı ortadan kaldırırsanız her şey tartışmaya açılabilir. Dolayısıyla bu yasa hakikaten Türkiye’deki çocuklar ve çocuk hakları için bir kırılma noktası yaratabilir. Ve tabii çocukluk açısından da.
Yasa çocuklar nezdinde artan şiddet haline çözüm üretmekten ne kadar uzak ya da şiddet sorununu ortadan kaldırır mı?
Baştan söylemem gerekirse hayır, sorunu ortadan kaldırmaz. Çünkü bir çocuğun suçla ilişkilenmesi, adalet sistemine girmesi bir sonuç. Sonuçlar tekil durumlardır ve genellikle çarpıcı şekilde serttirler. Oysa onları açığa çıkaran bir sistemler bütünü, olgular vardır. Olaylardaki kişileri cezalandırmak arkadaki olguları yok etmez, etmiyor. Faşizmin günden güne kurumsallaştığı, suç mafyalarının, çetelerin, uyuşturucunun her köşeyi sardığı, çocukların bunlara terk edildiği bir ülke var. Yani siz çocuğu zaten her türlü suç ilişkisinin içinde bırakıyorsunuz. Onu koruyacak güçlendirecek hiçbir şey yok ama suç açığa çıkarsa ceza var. Bu yasa aslında özetle devletin çocuklardan elini çekmesi de demek. Koruma önleme için uğraşmayacaklar onun yerine yeni cezaevi açacaklar ama böyle çözülmeyecek. Dünyadaki örnekler de böyle söylüyor.
Bir kere 14, 15 yaşında bir genci bir yıl bile hapse kapatmak o çocuğu suçla yeniden ilişkilendirmek, çıktığında damgalamasına sebep olmak demek. Nitekim örnekler de öyle küçük yaşta onlarca suç kaydı… Bunu çözecek olan şey yüksek ceza değil. Cezasızlığın bunca yaygın olduğu bir ülkede elbette adalet arayışları anlaşılır ama birbirine karıştırmamak gerekiyor. Çocuklar söz konusu olduğunda hep başka koşullar devreye girer, girmeli.
Çocuk nedir, toplum içindeki yeri, devlet ile ilişki düzeyi nedir, çocukları, “suça” götüren olgular ne? Önce bunları tartışmak gerekmez mi?
Her gün sokaklarında kadınların katledildiği, gençlerin tutuklandığı, köylülerin derelerini korurken dövüldüğü, akademisyenlerin kovulduğu; çetelerin, mafyaların oturum alıp rahat ettirildikleri, uyuşturucu merkezi haline gelen bir ülkede çocukların suça karışmaması asıl şaşırtıcı olur
Evet, tam da tartışılması ve değiştirilmesi gerekenler bunlar. Çocuklar toplumun aktif parçalarıdır ve pek çok ihtiyaçları, hakları vardır. Onlar ne kadar hayata geçer ve eşit şekilde büyürlerse o kadar potansiyelleri açığa çıkar. Çocuklar da bir sınıfa, aileye, ulusa, dine doğarlar ve oraların deneyimlerini paylaşırlar.
Her gün sokaklarında kadınların katledildiği, gençlerin tutuklandığı, köylülerin derelerini korurken dövüldüğü, akademisyenlerin kovulduğu; çetelerin, mafyaların oturum alıp rahat ettirildikleri, uyuşturucu merkezi haline gelen bir ülkede çocukların suça karışmaması asıl şaşırtıcı olur. Bunları tartışmadan, bitirmeden suçu da yükü de cezayı da çocuklara kesmek en kolay ve kestirme yol. Devlet de bunu yapıyor. Çocukların sorumluluğunu üzerinden atıyor, çocuğun kendisine ya da ailesine yıkıyor.
Kadın katliamları, şüpheli ölümler, kadına yönelik şiddetin had safhaya ulaştığı bir dönemdeyiz. Peki, çocuklar arasında artan şiddet halini, bu şiddet biçimlerinin çocuk yaşlara kadar inmiş olması bize ne anlatıyor? Bu durumun psikolojik, sosyal ve yaşamsal anlamda yansımaları karşımıza nasıl çıkıyor?
Yukarıda değindiğim gibi faşizm şiddeti serbest bırakır, onu besler sonra da güvenlik adı altında kendini güçlendirir. Tam da onu yaşıyoruz. Geçen yıl çocukların güvenliği uydurmasıyla köpekleri katledecek yasayı geçirdiler. Bu yıl da yine çocukların güvenliği adına başka çocukları hedef gösteriyorlar. Bu noktada çocuklarla ilgili her şeyi politik görmek önemli. Bir çocuk içinde yetiştiği toplumun parçası ve oranın kurumları çocuklardan sorumlu ve yükümlü. Devletin altına imzalar attığı sözleşmeler var. Bunları devredemez, erteleyemez.
Ama belli ki iktidar kararlı, sermaye ve kendileri için faşist bir ülke istiyor. Suç daha da serbest kalacak. Eğitim epeydir niteliksiz ve pahalı; sağlık, oyun desek zaten yok. Haliyle zaten çocuklar bu sorunların ortasında yalnızdı, şimdi bir de hedefler. Oysa suça sürüklenmiş bir çocuk görünce onun korunamadığını düşünmeliyiz. Korunmadığı için bunu yapmış bir çocuk. Burada herkesin sorumluluğu var.
İktidar başta olmak üzere ilgili bakanlık ve yetkililerin bu sorunu derinlikli ele alıp ona göre bir politika izlediğini düşünüyor musun? Yoksa amaç bu ve benzeri yasalarla sadece kamuoyunda oluşan tepkiyi dindirmek mi?
Meclis’teki komisyona sunulan raporlar ve cezaevi araştırma raporu oldukça iyiydi. Ama oradaki gerçeklere karşı cezalar arttı sadece. Oysa raporlar haklara, çocuk korumasına, politikalara işaret ediyordu. Tersi yapıldı. Burada sebep tepkileri azaltmak deniyor ama faşizmin kuruluşunu kaçırmamak gerekir bence. Bu yasanın oturduğu bir faşist rejim kuruluşu var; orayı besliyor bu bakış ve politika. Toplum zaten birçok konuda rahatsız.
Bu alanda çalışma yürüten kadınlar, kurumlar olarak sizin çözüm önerileriniz, talepleriniz ve de varsa çağrınız ne olur?
Türkiye’nin bugün sokakta var olan, yoksul işçi mahallerine giden; sol-sosyalist ve demokratik yapılarla birlikte örgütlenen, ekoloji ve kadın mücadeleleriyle bağ kuran bir çocuk hakları hareketine ihtiyacı var. Çocuklardan da çocukluktan da vazgeçmemek gerek.
MA / Necla Demir Arvas