MERSİN - Türkiye'ye ithal edilen plastik atıkların büyük bölümünün geri dönüştürülmeyerek doğaya bırakıldığını belirten MERÇED Başkanı Sebahat Aslan, “Tarladaki sebzeden denizdeki balığa kadar her şey mikroplastik ve kimyasal doldu” diyerek, tehlikeye işaret etti.
Türkiye, Çin'in 2018 yılında plastik atık ithalatını yasaklamasının ardından Avrupa Birliği ve İngiltere'den en fazla plastik atık alan ülke konumuna geldi. Eurostat ve Birleşmiş Milletler (UN Comtrade) verilerine göre, Türkiye'ye her yıl yaklaşık 500 bin ila 650 bin ton plastik atık ithal ediliyor. Bu miktar, günde ortalama 200'den fazla TIR plastik atığın ülkeye giriş yaptığı anlamına geliyor. Türkiye'ye en fazla plastik atık gönderen ülkeler arasında ise İngiltere, Almanya, Belçika, Hollanda ve Slovenya yer alıyor.
Uzmanlar, ithal edilen plastiklerin yalnızca yüzde 6 ila 9'unun geri dönüştürülebildiğini, geri kalan kısmın ya depolama alanlarına gönderildiğini ya da denetimsiz biçimde doğaya bırakılıp yakıldığını belirtiyor. Özellikle Adana ve Mersin'i kapsayan Doğu Akdeniz Bölgesi'nde, plastik atık işleme tesislerinin yoğunlaştığı alanlarda yapılan analizlerde, toprak ve suda dioksin, furan ve mikroplastik düzeylerinin kontrol bölgelerine göre çok daha yüksek olduğu tespit edildi.
Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) ve bölgedeki çevre platformları, Doğu Akdeniz genelinde hızla artan plastik kirliliğinin halk sağlığını ve ekosistemi tehdit ettiği uyarısında bulundu.
ATIKLAR DOĞAYA SALINIYOR
İthal edilen plastiklerin sanıldığı gibi geri dönüştürülmediğini, yalnızca yüzde 8 ila 10'luk bir kısmının işlenebildiğini belirten MERÇED Başkanı Sebahat Aslan, geriye kalan yüzde 90'lık devasa çöp kütlesinin yasa dışı yöntemlerle imha edildiğine dikkat çekti. Tesislerin Mersin’de Yalınayak, Güneş ve Şevket Sümer gibi kent merkezine yakın mahallelerde, Adana’da ise dağınık alanlarda faaliyet gösterdiğini aktaran Sebahat Aslan, "Geri dönüştürülemeyen malzemeleri şirketler ya yakıyor ya da halkın tepkisinden kaçmak için kıyma makinelerinden geçirip derelere, ormanlara ve belediyelerin kanalizasyon hatlarına döküyor. Yağmurlarla birlikte bu zehirli atıklar doğrudan Akdeniz’e ulaşıyor. Halkın tepkisi nedeniyle artık tesislerde doğrudan yakamıyorlar. Bunun yerine geri dönüştüremedikleri yüzde 90'lık malzemeyi kıyma makinelerinden geçirip derelere, ormanlık alanlara ve belediyelerin kanalizasyonlarına döküyorlar. Yağışlarla birlikte bu kıyılmış plastikler doğrudan denize ulaşıyor. Yakılan kısımlar ise atmosfere kanserojen dioksin ve furan gazları yayıyor. Soluduğumuz havadan yediğimiz gıdaya kadar her şey zehirlendi" dedi.
ZEHİR TÜKETİLİYOR
Tesislerin yerleşim yerlerinin tam göbeğinde faaliyet gösterdiğine işaret eden Sebahat Aslan, denetimsiz yakma işlemleri sırasında atmosfere salınan dioksin ve furan gazlarının doğrudan kansere yol açtığını kaydetti. Zehir çemberinin sadece hava ile sınırlı kalmadığını, gıda zincirine de sızdığını belirten Sebahat Aslan, Mersin’deki Sarıibrahimli Mahallesi’ni örnek göstererek, "Bir fabrika atıklarını arıtmadan dereye salıyor. Dere yağ ve zehir akıyor ancak bölge halkı bu suyla tarım yapmak zorunda bırakılıyor. Tarladaki sebzeden denizdeki balığa kadar her şey mikroplastik ve kimyasal doldu. Doğrudan zehir tüketiyoruz. İnsanlar bu ziftleşmiş, kötü kokan derelerin suyuyla tarım yapıyor. O gıdaları hepimiz tüketiyoruz. Hem denizden yediğimiz balığa hem de topraktan aldığımız sebzeye mikroplastikler ve kimyasallar işliyor. Sağlıksız bir gıda kriziyle karşı karşıyayız” diye belirtti.
DENİZ KİRLİLİĞİ UYARISI
Güney İlleri Tabip Odaları Birliği’nin acil çağrısına da atıfta bulunan Sebahat Aslan, Doğu Akdeniz genelinde (Mersin, Adana, Hatay, Alanya) ciddi bir mikroplastik ve nanoplastik kirliliği yaşandığına işaret etti. Denize giren yurttaşların hastanelik olduğuna dair yoğun duyumlar aldıklarını belirten Sebahat Aslan, yerel yönetimleri ve bakanlıkları rant uğruna sessiz kalmakla suçlayarak, "Turizmciler ve kenti yönetenler rant hevesiyle bu durumu gizliyor, seslerini çıkarmıyorlar. Bu durum ahlaki değildir. Valilikler ve belediyeler derhal deniz suyu analizlerini yapıp şeffaf bir şekilde halka duyurmalıdır. Eğer su insan sağlığını tehdit ediyorsa denize girişler derhal yasaklanmalı" ifadelerini kullandı.
İTHALAT DERHAL YASAKLANMALI
Toplumsal maliyetin her geçen gün arttığını ve iktidarın hastalıklar ortaya çıktıktan sonra bütçe ayırmak yerine koruyucu önlemler alması gerektiğini vurgulayan Sebahat Aslan, taleplerini şöyle sıraladı: "Plastik atık ithalatı acilen ve tamamen durdurulmalı. Tek kullanımlık plastikler kademeli olarak yasaklanmalı. Deniz suyu analizleri şeffafça açıklanmalı, riskli kıyılar kapatılmalı. Sanayi tesisleri ve geri dönüşüm adı altında doğayı kirleten firmalar üzerinde şeffaf denetimler yapılmalı."
MA / Hamdullah Yağız Kesen-Mehmet Güleş