Gobûrge Yaylası’nda kadın emeği
DÊRSIM - Gobûrge Yaylası’nda büyük bir emek veren kadınlar yaşadıklarını, "Her şeyin bir zorluğu var ama bizimkisi daha zor" şeklinde özetlediler.
Doğal bitki çeşitliliği, dağları ve meraları ile bilinen Pilemûriye (Pülümür) ile Erzîngan sınırları arasında bulunan Yel Dağı'nın yamaçlarındaki Gobûrge’de (Kırkmeşe) geleneksel yayla kültürü bugün de sürdürülüyor. Yaylaya çıkan kadınlar günün erken saatlerinde uyanıyor. Ev içi emekte, hayvan bakımında ve aile üyelerinin ihtiyaçlarının karşılanmasında yoğun emek veren kadınlar, geçimlerini sağlamak için büyük bir tempoyla çalışıyor.
HAZİRAN’DAN EYLÜL’E KADAR YAYLADALAR
Gobûrge yaylalarına 7 yıldır geldiğini ve hayvancılıkla geçimlerini sağladıklarını ifade eden Hasret Ok, yayla yaşamının zorluklarına değinerek, “Haziran’da geliyoruz Eylül’e kadar buradayız. Geçimimizi hayvancılıkla sağlıyoruz. 4-5 kişiyiz bu hayvanlara bakıyoruz, başka yapacak bir şeyimiz yok. Her şeyin bir zorluğu var ama bizimkisi daha zor” dedi.
KADININ YAYLADA BİR GÜNÜ
Yaylada geçirdiği bir günü anlatan Hasret Ok, sabahın erken saatlerinde güne başladığını belirterek, “Sabah erken kalkıyoruz, kap, kacak, peynir derken ardından kahvaltı hazırlıkları yapıyoruz. Sonra koyun-keçi sürüsü geliyor, sağıyoruz, ardından öğle yemeği ondan sonra tekrar sürü gidip dönüyor yeniden sağıyoruz. Günümüz hep böyle sürülerler geçiyor. Çocuklar okula gidiyorlar. Okul bitince bize yardımcı oluyorlar. Benim büyük oğlum benimle beraber koyun ve keçileri sağıyor. Erkeklerde işi gücü olanlar gidip geliyor, çoban var” şeklinde konuştu.
PEYNİR GEÇİME YETMİYOR
Geçimini peynircilik yaparak sağladığını fakat giderler nedeniyle karşılık alamadıklarını aktaran Hasret Ok, “Taze peynirimiz sulu olduğu için ucuz alıyorlar. Normal fiyatında bulamıyoruz. Kendimiz taze peynir yapabilsek, ürettiğimiz gibi satabilsek çok iyi olur. Fakat onu da biz yapamıyoruz o yüzden belli bir mevsime kadar tüccarlara veriyoruz. Peynir için toplu para lazım oluyor. Sonrasında kendimiz için yapıyoruz. Yağımızı çıkarıyoruz, çökeleğimizi yapıyoruz. Eylül’de sürü çekilinceye kadar uğraşıyoruz” diye belitti.
SONBAHARDA’DA İŞ YÜKÜ HAFİFLEMİYOR
Sonbaharda sürünün çekilmesinin ardından iş yükünün aynı şekilde devam ettiğini kaydeden Hasret Ok, “Sonbaharda çobanlar hayvanların önüne gidiyor. Bu defa da yem veriyoruz, saman veriyoruz. Yaz kış davarın içindeyiz fakat göründüğü gibi bir gelir yok. Kışın biz tonlarca yem, saman alıyoruz. Kuzular doğuyor onlar için de ayriyeten yem veriyoruz. Eskiden çocuklar çoktu kuzulara bakmaya gidiyorlardı. Şimdi artık gitmiyorlar. Çok fazla insan yok. Önceden 200 koyunu 10 kişi besliyorsa şimdi biz bir çobanla 400-500 koyunu iki kişi besliyoruz” dedi.
‘BİLEK LAZIM, ÖMÜR LAZIM’
Feciye Düzyar ise, 30 yıldır bu yaylalara geldiğini kadınların yaşamın her alanında daha fazla iş yüküyle karşı karşıya olduğunu belirtti. Ev içi işlerden hayvan bakımına kadar her alanda emek verdiklerini söyleyen Feciye Düzyar, “Bilek lazım, ömür lazım. Zor bir iş, yardım edenim yok. Koyun sağmaktır, bulaşık yıkamaktır, ekmek pişirmektir, çamaşır yıkamaktır her şeyi ben yapıyorum” diye konuştu.
Güneşin doğuşu ile güne başladığını ve 400-500 koyuna baktığını belirten Feciye Düzyar, günde iki kere koyunları sağdığını, üç öğün yemek hazırlıkları ile beraber tüm aile üyelerinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığını hatırlatarak, “Yani zamanımız yok, işimiz zor. Gidip komşuda oturmaya bile zamanımız olmuyor. Ömrümüz dağlarda geçiyor. Kadınların işi çok zor. Ağzımızda diş kalmadı, kollarımız, sırtımız ağrıyor” sözlerine yer verdi.
Yıllardır yaylalarda verdiği emeğin yanında her zaman içinde büyüttüğü hayalinin okumak olduğunu kaydeden Feciye Düzyar, “Yaşamımız böyle geçiyor. Hayalim vardı, beni okutmalarını çok istemiştim. Annem tek olduğu için iş yükünden dolayı okula gitmemi istemedi” dedi.
‘ELİMDE, SIRTIMDA, KARNIMDA ÇOCUKLARLA GELDİM’
Çocuk yaşta evlendirilmesinin ardından 66 yıldır yaylalarda olduğunu söyleyen Xatûn Ok ise yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Bir çocuk sırtımda biri elimde biri de karnımda geldim buraya. Diğer dağlardan katırlarla konar- göçer geliyorduk buraya. Şimdi arabalar var. Şimdi de çile çok ama eskisi gibi değil. Yine de mutluyduk huzurumuz yerindeydi. Çocuklarımız yanımızdaydı. Şimdi biz kadınlar ayaklarımızdan tepemize kadar çile doluyuz. Hasta olduğum için çok bir şey yapamıyorum. Bacaklarım tutmuyor, gezemiyorum. Önceden erken kalkar ekmeğimi yapardım. Çocuklar koyunları sağıp geliyordu yemekleri hazırdı. Her işi yapıyordum o zaman. Şimdi ben yapamıyorum gelinler, torunlar yapıyor.”