İZMİR- Ege İnsan Hakları Okulu'nun ikinci gününde konuşan Dr. Hasan Kılıç "Kapitalizm yerine komünaliteyi, endüstriyalizm yerine eko-ekonomiyi esas alarak komün yoldaşlığı ekseninde evrenselleşmek" dedi.
Hukuk örgütleri tarafından düzenlenen Ege İnsan Hakları Okulu'nun, 2'nci gününde "Sınıf, komün, yeni siyasal özellikler" ve "Kadınların, queerlerin ve özgürlük mücadelelerinin kesişimi" başlıklarıyla devam ediyor. Birinci oturumda Dr. Hasan Kılıç, Dr. Sinem Özer ve Menderes Tutuş konuştu.
Oturumda ilk olarak söz alan Menderes Tutuş, ekolojik ve toplumsal yıkımda sermayenin etkisine değindi. "Üretim araçlarındaki gelişmişlik seviyelerinde bunu görüyoruz. Bu kendisiyle birlikte yıkım, yoksulluk ve göç getiriyor. Üretimin dijitalleşmesi ile felaket toplumsallaştı. Sermayenin hedeflerinde çok büyük bir sıçrama var. Tüm toplumu proleterleştirme hedefleri var. Sermaye güvencesiz bir proleter toplum ister" ifadelerini kullanan Tutuş, sermayenin toplumu güvencesiz proleterleştirilmesine karşı toplumsal mücadele ve örgütlenme vurgusu yaptı.
Daha sonra konuşan Sinem Özer de Hobbes, Spinoza ve Marx'da komün imgelerinin nasıl olduğunu anlattı.
27 ŞUBAT ÇAĞRISI VE ÖZNELEŞME
Oturumda son olarak Dr. Hasan Kılıç söz aldı. Modern Kürt özneleşmesi ve Kuzey Kürt özneleşmeşini anlattı. Cumhuriyet tarihinden bugüne Kürtlerin özneleşme sürecini aktaran Kılıç, "27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile Manifesto’nun ilanı yeni tarihsel-toplumsal düzlemde Kürt özneleşmesinin dört boyutu ortaya koyuyor. Bunlardan ilki 'Kürtleşmek'tir. Fakat nasıl bir Kürtleşmektir? Ulusal kurtuluşçu, liberal, sınıfsallığın belirgin olduğu bir Kürtlük değil; komünleşmeyi esas alan, demokratik, cinsiyet özgürlükçü bir yaşamı inşa eden ve sürekli yeniden üreten bir Kürtleşmek. İkinci boyut, demokratikleşmektir. Hem Türkiye’nin genelinde ve Ortadoğu’da birlikte yaşam ekseninde hem de Kürtler içinde devrimci ölçüler ekseninde çok boyutlu bir demokratikleşme süreci bugünkü Kürt özneleşmesinin içerisinde bulunduğu tarihsel-toplumsal düzlemin vazgeçilmez bir parçası görünüyor. Üçüncü boyut, bölgeselleşmektir. Bu boyuttaki Kürtlük, sadece Türkiye sınırlarında Türklerle veya bu toprakların halklarıyla değil, Demokratik Ortadoğu Konfederasyonu içerisinde Araplar, Ezidiler, Ermeniler, Farslar ve diğer halk ve inançlarla eşit, adil, yatay bir yaşamın inşa edildiği evrenin öznesi olarak Kürtlüktür. Dördüncü boyut ise evrenselleşmektir. Evrenselleşmek komünal enternasyonel kurulması yönünde bir iradeyle kendisini gösteriyor. Kapitalizm yerine komünaliteyi, endüstriyelizm yerine eko-ekonomiyi esas alarak komün yoldaşlığı ekseninde evrenselleşmek" ifadelerini kullandı.
Kılıç son olarak "Burada tek bir kurumsallaşma üzerinden yürüyen ve dolayısıyla zamanla iktidarlaşmalar ve hiyerarşiler üreten değil, çoklaşma ve çoklaştığı ölçüde demokratikleşen, ihtiyaç kadar sayılı bir komünleşme zemininden bahsediyoruz. Komünler tekil ve izole olmadan, birlikler oluşturarak, karmaşık sorunlara karşı kompleks cevaplar ve mekanizmalar üretebilirse, yani komünleşme sayıya indirgemez veya iktisat, eğitim ve benzeri alanlarda ihtisaslaşma tuzağına düşmezse daha güçlü demokratik zeminler ve dayanıklılıklar kazanabilir" diye konuştu.
'MÜCADELENİN MAHKEMELERDE BAŞLAMADIĞINI BİLMEK LAZIM'
2'nci oturumda da Doç.Dr. Nazan Üstündağ, Remzi Altunpolat, ve Duygu Doğan konuştu. Oturumda ilk olarak söz alan Rıza Altunpolat, "Bazen sınıf ve kimlik, arzu ve ihtiyaçlar birbirine karşıtmış gibi ele alınıyor. Bunlar bir birileri ile iç içe alınması gerekir. Sömürü ve tahakküm bir birinden ayrı mıdır? Kadın bedeni üzerindeki tahakkümden azade ele alınabilecek mi? Queer kendisi de bir kimlik siyaseti değildir. Queer özgürlük siyasetini demokratik siyasetin tamamlayıcısı olarak düşünebiliriz" dedi.
Ardından söz alan Duygu Doğan, özel ve kamusal alan ayrımı yapıldığını ve kadınların özel alana sıkıştırılarak tahakküm altına alındığını söyledi. Kadınlara yönelik yapısal şiddete karşı feministlerin birleşik mücadele çağrısı yaptığını ifade eden Duygu Doğan, "Türkiye'de kadına yönelik şiddetle mücadelenin ceza adaleti talebine sıkıştığı bir durumu görüyoruz. Bu ceza talepleri arttıkça biz kadına yönelik şiddetin sonlanmasının konuşulmaya zorlandığı bir zemini görüyoruz. Bizim adalet talebimiz devletten daha çok hapis ceza istemek mi acaba? Ceza adaletine sıkışmış bir durum hedefine patriyarakayı koymaz ve bütüncül hedeleflerinden uzaklaşır. Bugün 11. Yargı paketi ile örtülü aftan bahsediyoruz. Pandemi döneminde kadına yönelik suçtan tahliye olan erkeklerin kadınları öldürdüğünü biliyoruz. Dolayısıyla bizim hapishanelerden dönüşütürücü bir beklenti içinde olmamamız gerekiyor. Ancak şu anda bütüncül bir koruma ve şiddete karşı mücadeleyi desteklemeye dönük politikaların yokluğunda erkeklerin hapishanelerde tutulmasının reel bir talep olması devam ediyor. Feministler gerçek adalet talebini dillendirmeye devam ediyor. Feminist hareket adalet kavramını adalet sürecinde karar aşamasına kadar atılan adıma kadar günlük pratiklere değiniyor. Duruşma salonlarında kadınların beyanlarını dikkate alınmazken takım elibise giyen erkekler dikkate alınıyor. Mücadelenin mahkemelerde başlamadığını bilmek lazım. Bizim tartışmamız gereken konu kazanımlarımızı nasıl korumak ve birleşik mücadeleyi nasıl sağlamak olmalı" ifadelerini kullandı.
FAŞİST ENTERNASYONELE KARŞI MÜCADELE
Son olarak söz alan Doç. Dr. Nazan Üstündağ da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu'ndaki enternasoyonel dayanışma vurgusuna atıfta bulunarak "Son dönemlerdeki toplumsal yaşama karşı sürdürülen bir savaş var. Toplumların kendi kendini yeniden üretme araçlarını elinden alan, toplumu bir birinden koparatan ve aynılaştıran bir savaştan bahsediyoruz. Bunun bir cephesi de kadın bedeni ve yaşamı üzerinden yürütülüyor. Bunun yanı sıra faşist enternasyonel diye bir durum türedi. Örneğin Sudan'daki savaşta BEA Kolomibiya'dan paralı askerler getirilmiş. Böyle bir ortamda kadınlar başta olmak üzere tüm ezilenlerin ve toplumun tüm kesimlerinin küresel bağlamda savaşması gerekiyor. Bize dayatılan bölgesel politika yapmanın iktidarların işlerine yaradığını görüyoruz. Manifestoda da buna dair çok veri gördük. Kadın özgürlük hareketi de enternasyonel mücadele çaba içerisinde olduğunu görüyoruz" dedi.
Program diğer oturumlarla devam ediyor.
