Atilla Kart: Kılıçdaroğlu siyasetçi değil, görevli ve edilgen bir bürokrat SÖYLEŞİ

Paylaş:

ANKARA - Kemal Kılıçdaroğlu’nun "görevli" ve edilgen bürokrat olduğunu dile getiren CHP’li Atilla Kart, "mutlak butlan" kararı ile Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin de hedef alındığını belirtti.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) kurultay davasıyla ilgili "mutlak butlan" kararı ve tartışmaları ülke siyasetinde tansiyonu yükseltti. Bir yandan Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında demokratikleşmeye dair beklentiler sürerken, diğer yandan bu karar siyasetin ana gündem maddesi haline geldi. Bu gelişmelerle birlikte; “CHP bölünür mü?”, “Yeni bir parti kurulur mu?” ve “Kemal Kılıçdaroğlu kurultay sürecine yeniden dahil olur mu?” gibi sorular tartışılmaya başlandı. "Mutlak butlan" kararı ile CHP'nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu ile uzun yıllar çalışan Atilla Kart, iktidarın bu hamlesiyle hem CHP’nin iktidar yürüyüşünün hem de Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin hedef alındığı görüşünde.  
 
CHP’de 22, 23 ve 24’üncü dönem milletvekilliği yapmış hukukçu Atilla Kart, konuya ilişkin Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.
 
Siz Kemal Kılıçdaroğlu ile uzun bir süre birlikte çalıştınız. Mutlak butlan kararı sonrası kendisine parti içinden yoğun tepkiler var. Kişisel hırs diyenler de oldu, aparat diyenlerde oldu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
 
Kemal Bey ile 3 Kasım 2002'den Haziran 2015'e kadar birlikte görev yaptım. Kamuoyu beni Kemal Bey'in kankası zanneder ama hayır. Ben 24. dönemde de Kemal Bey'in genel başkan olduğu dönemde de Kemal Bey'e rağmen siyaset yaptım. Kemal Bey'le benim siyasi anlamdaki kırılmam, dönemin başbakanlığı tarafından çıkarılan 2012-2015 tarihli sayılı genelgesi ile başladı. Bu genelde, 'Madenlerin, meraların, ormanların devri, tahsisi, intifa Başbakanlığa bağlanmıştır' şeklinde bir genelgeydi.  Dehşet bir düzenleme. Kamu düzenini, kamu yararını ayaklar altına alan bir düzenleme. Anayasanın ilgili hükmü var. Madenler, meralar, ormanlar konusunda. İlgili bakanlıkların kuruluş mevzuatları var. Ama bir başbakanlık genelgesiyle bütün bunlar fiili anlamda adeta bertaraf edildi. En vahim Anayasa ihlali budur bana göre Kılıçdaroğlu dönemindeki. Ben Konya milletvekili olarak Danıştay’da dava açtım.
 
Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliğiyle dava açmak olduğunu bildiğim için Kemal Bey'i iki ya da üç kez teklifte bulundum, öneride, hatta uyarıda bulundum. ‘Sayın Genel Başkan bakın bir an önce CHP'nin kurumsal olarak bir dava yaşaması gerekir. Benim açmam yetmez’ dedim. Kemal Bey’de, seçim ve hukuk işleriyle görüştüğünü ve onların gerek görmediğini söyledi. Ve CHP adına dava açılmadı. Sabah akşam kalkıp, beşli çete söyleminin de sahici olmadığını da gelişen zaman içinde görüyorum. Kemal Bey, siyaseten sorumluluk almayan, siyasi refleks göstermeyen biri. Onun kimliğini, siyasi kişiliğini ben çıplak olarak gördüm bu olayda. Kemal Bey edilgen bir bürokrattır. Bu kavramın patenti de bana aittir.
 
2014 Cumhurbaşkanlığı seçimine gelelim. Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte milletvekilliği sıfatı re’sen düştü. Ama Erdoğan hem milletvekili hem de AKP Genel Başkanı sıfatını sürdürdü. Bu başlı başına bir Anayasa ihlali. Ben bütün kurumlara bire bir 3'er sayfa, 5'er sayfa, 10'ar sayfa evrakları zimmetli teslim etmek suretiyle anayasa ihlali yapıyorsunuz diye başvurular yaptım. Partim bunları yapmadı. Yani Recep Tayyip Erdoğan'ın Anayasa ihlalleri üzerinden Başbakanlık sıfatı ve nüfusunu korumasına, hem Cumhurbaşkanı olmasına hem AKP Genel Kongresini gidip yönetmesine, ses çıkarmadık biz. 7 Haziran seçimlerinde HDP yüzde 13 civarında oy aldı. Bu demokrasi adına muazzam bir şeydi. Demokratik bir gelişimdi. Bu gelişme, o müesses düzenin demokrasi dışı arayışlara girmesine yol açtı. 
 
7 Haziran seçimleri bu konuda bir milat mı oldu?
 
Evet bir milattır bu anlamda. Tabii  demokrasi dışı arayışlar, o devlet mekanizması içinde demokrasi dışı müdahaleler Türkiye'de hep yaşanmıştır. Ama AKP dönemindeki bu anlamdaki en ciddi demokratik kırılmadır diye değerlendiriyorum.  AKP o dönem hükümeti kuramadı. Bu görevi CHP’ye vermesi lazım. Ama Kemal Bey,  ‘Anayasa gereği hükümet kurma görevini vermek zorundasınız’ diyerek kararlı bir irade koyamadı. Bu da Kemal Bey’in edilgen bürokrat anlayışını gösteren diğer bir durum. Aksine neyi gördük? AKP ile koalisyon arayışına girdik.  7 Haziran'dan sonra o 'kontrollü terör' patlamasının yaşandığı bir dönem yaşadık. Ta 10 Ekim, gar katliamına kadar giden süreç. 
 
En vahim kırılmalardan birisi dokunulmazlıkların kaldırılmasıdır. Dokunulmazlıkların kaldırılmasının vahim sonuçlar doğuracağını, kabul edilemez olduğunu paylaştık, kamuoyuna anlattık. Ben ayrıca yarım saat Kemal Beyle telefonda konuştum. Yanlış yapıyorsunuz dedim. Yapılmak istenenin siyasi bir operasyon olduğunu görelim dedim. Sadece Selahattin Demirtaş ve arkadaşları değil. Devamında Enis Berberoğlu, Eren Erdem vs bunlar geliyor dedim. Benzer içerikte 42 imzayla açıklama yaptık. 
 
Kemal Bey o zaman siyasi operasyon olduğunu düşünmüyor muydu? 
 
Düşünmüyordu. Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz noktasına gelmişti. Bakar mısınız dramatik tabloya? Çünkü Kemal Bey'in kulağına birileri bir şeyler fısıldadı. Çünkü Kemal Bey edilgen bürokrat kimliğini bir kez daha gösterdi. 
 
Edilgen bürokrattan kastınız ne?
 
Edilgen bürokrat derken, müesses düzenin  çizdiği çerçeve içinde siyaset yapan bir anlayıştan söz ediyorum. Kasım 2016’dan sonra Anayasa değişikli vs, sonrasında da HDP milletvekillerine operasyon yapıldı ve tutuklamalar oldu.
 
Kılıçdaroğlu’nun sizin deyiminizle edilgen bürokrat olma hali bilinçli bir tercih mi yoksa bu sınırları zorlamakta cesur olmama hali mi?
 
Kronoloji incelediğiniz zaman Kılıçdaroğlu'nun bir profili olduğunu, ona bir çerçeve çizildiğini görüyoruz. Şunu da anlatayım, daha oturacak. 16 Nisan 2017 referandumu benim içimde bir yaradır. 2,5 milyon civarındaki mühürsüz oyun geçerli olduğu seçim. Avukat arkadaşlarımla bir değerlendirme yaptık ve YSK’nin kararının yasal dayanağı yok hükmünde dedik. Yani güncel tabiriyle ‘mutlak butlan’. Kemal Bey’den randevu istedim. Daha sonra diğer seçim ve hukuk işleri sorumlusu olan fail  Bülent Tezcan geldi. Meseleyi anlatıp YSK kararının iptalinin kaçınılmaz olduğunu söyledim ve dava açılması gerektiğini söyledim. Kararlı olduğumu görünce CHP adına açmamı kabul ettiler. Davayı açtım. Önce iç hukuku bitirmemiz gerekiyor. Danıştay reddetti. Sonra temyiz yoluna başvurdum. Orası da reddetti.
 
AİHM başvurusunu hazırladım ve bizzat gidip Strasbourg’da açmak istedim davayı CHP adına ve kabul edildi. Tam hazırlıklarımı yaptım mali işlerden sorumlu oldukları için Tekin Bingöl ve Haluk Koç aradı ve Kemal Bey’in, ‘Parti adına değil, kendi adına gitsin’ dediğini aktardılar. Ve bunun nedenini açıklamadılar sadece böyle uygun gördüklerini söylediler.  Ama tüm davaları ve başvuruları CHP adına yapmıştım. Kemal Bey'i aradım. O dönemde genellikle yarım saat, 45 dakika, 1 saat içinde telefonlarıma dönüş yapan Kemal Bey gün boyunca dönüş yapmadı. Tabi tablo anlaşıldı. Ben kendi adıma açtım davayı ama 7-8 ay sonra taraf ve dava ehliyetinden reddedildi. 
 
Kemal Bey bir siyasetçi değil, müesses düzenin izin verdiği kadar görev yapıyor. Kemal Bey, maalesef edilgen bürokrat kimliği ile paralel olarak 'görevli' olduğunu göstermiştir
 
Önce parti adına AİHM’e başvurmanıza evet denildi sonra buna izin verilmedi. Hiçbir gerekçe sunulmadı mı?
 
Sonra beni aradılar gerekçe olarak, ‘Efendim biz o gün sokağa çıksaydık, itirazımızı sürdürseydik çatışma olacaktı’ dediler. Kemal Bey bir siyasetçi değil, müesses düzenin izin verdiği kadar görev yapıyor. CHP Genel Merkezi'nden 2,5 milyon oy çalınmış. Bu Cumhuriyet rejiminin kırılmasıdır. 16 Nisan'dan 2 ay sonra, Ankara'dan İstanbul'a adalet yürüyüşü yapıyorsun, hak hukuk adalet. Hadi oradan. Hadi oradan. Hiçbir inandırıcılığın yok. Çünkü sahici siyaset yapmıyorsun. 
 
Günümüze gelelim. CHP kurultaylarında gerçek anlamda bir çekişme, mücadele olur. Burada 19 Mart süreciyle başlayan ve CHP yönetimini hedef alan kurgu ve kumpas süreci var. Bu ayrı bir başlık ama Kemal Bey bir yıl boyunca ağzını açmadı. Sayın Erdoğan çıkıp, ‘ya bunların kurultayı da şaibeliydi zaten’ diyor ve ondan sonra Kemal Bey çıkıp, ‘şaibe yok diyemem’ dedi. Kurgu başlıyor, ilişki başlıyor. Kemal Bey, maalesef edilgen bürokrat kimliği ile paralel olarak görevli olduğunu göstermiştir. 
 
“Terörsüz Türkiye” süreci konusunda da Kemal Bey’in bir şekilde iktidar odakları tarafından yönetilebileceği, onların çizdiği çerçeveye uyum sağlayacağı düşüncesini de öngörümü de ifade etmek istiyorum
 
Kimin görevlisi?
 
Yani o çerçeveyi çizdim. Müesses düzen görevlisi. Siyasi refleksi olmayan, siyasi yeterliliği olmayan, öngörüsü olmayan, kendisine çizilen çerçevenin dışına çıkamayan biri. Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim; 'Terörsüz Türkiye' süreci konusunda da Kemal Bey’in bir şekilde iktidar odakları tarafından yönetilebileceği, onların çizdiği çerçeveye uyum sağlayacağı düşüncesini de öngörümü de ifade etmek istiyorum.
 
Kılıçdaroğlu’nun bir şekilde göreve getirilmesi ile birlikte sürecinde mi hedef alındığını düşünüyorsunuz?
 
Evet. Kürt sorunu konusunda elbette demokratik bir açılım yapılmalıdır. Bu çok gecikmiştir. Ama AKP ile bunu yapamazsınız. İşte daha önceki süreçlerde de oldu. Sonra Sayın Recep Tayyip Erdoğan “Kürt sorunu yoktur” dedi. Samimi olmayan bir siyaset anlayışına sahiptir. CHP yönetiminin bu noktada, iktidarın kişisel ve siyasi çıkarları doğrultusunda kullanılacak bir süreç olarak görüyorum. Gerçek anlamda bir açılımın olmadığını, olmayacağını biliyorum. AKP'nin karakteristiği budur.
 
Özellikle Kürt sorunu konusunda yurttaş hukuku meselesi var.  Türkiye'nin temel sorunu O Kürd'ün, Türk'ün, Çerkez'in, Tatar'ın kendisini eşit yurttaş olarak hissedeceği bir aidiyet duygusunu yaratmamaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yönetenler bunu başardıkları takdirde, gerçek anlamda bekayı, o zaman sağlamış olurlar. Ama sen vatandaşlarına aidiyet duygusunu veremiyorsan, ayrımcılıktan besleniyorsan, inanç ve kimlik üzerinden ayrımcılık yaparak aidiyet duygusunu da sağlayamazsın.
 
Ama bu yüzyıllık bir politika..
 
Evet. Hatta 100 yıl öncesi de var. Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren, Abdülhamit döneminde, Hamidiye alaylarından başlar vs. daha öteye de gider. Sorunun özüne, esasına girilmemiştir. Oradaki beylikler, feodal yapılar üzerinden o temel sorunların üstü örtülmüştür. Cumhuriyet tarihini ayrıca tabii değerlendirmemiz gerekiyor. İskan Kanunu bunlardan biri. Takrir-i Sükun yine öyle.
 
Kemal Bey'e şunu söylediğimi çok iyi hatırlıyorum. Haziran 2015 seçimlerinden önce Cumhuriyet Halk Partisi kitlesi ne yaptı? Dersimin mütevazı bir ailesinin evladını Cumhuriyet Halk Partisine genel başkan yaptı. Bu muhteşem bir mesajdı bana göre. Yani CHP kitlesi ‘benim için Kürt Türk yok, Alevi Sünni yok’ dedi. Yani bir eşitlikten söz etti. O toplumdaki bir takım fay hatlarını kırılması açısından bu son derece önemliydi.  ‘Ama Sayın Genel Başkan, sen bunun hakkını veremedin’ dedim kendisine. Sarsıldı böyle falan. Bu mesajı doğru dürüst parti yönetimi bugün de veremiyor. Bana göre CHP seçmeni, 1937 ile yüzleşti. 
 
Kılıçdaroğlu’nun genel başkan seçilmesi ile mi bu yüzleşme oldu?
 
Evet evet.  Ama bunun hakkını veremedi Kemal Bey. Bu yüzleşmenin gereğini yapamadı. Çünkü kendisine çizilen sınırların dışına çıkamadı.
 
AKP ile yapılmaz dediniz peki kiminle yapılır? Yani iktidarın politikaları zaten güven verici değil ama Kürt sorunu en az 100 yıl geçmişi olan ve CHP’de dahil iktidara gelen tüm partiler tarafından aynı anlayışla bakıldı. Bir partiden ziyade bir devlet politikası söz konusu. CHP’de dahil Türkiye’de bir partinin iktidara gelmesi halinde bu sorunu gerektiği gibi yani “güvenlikçi” değil de demokratik bir perspektifle ele alıp, çözebilecek mi?
 
CHP'nin bu sorunu yurttaş hukuku esas alarak, bunu ayrı bir başlık halinde, Anayasa 10, Anayasa 25, Anayasa 70 ya da 72. diğer maddeleri şimdi ifade etmek istemiyorum. Çünkü hemen bir tezahürat başlar. 25. maddede diyor ki, hiç kimse inancını açıklamaya zorlanamaz, kimliğini açıklamaya zorlanamaz. Mükemmel bir düzenleme. Bunun anlamı nedir? Bakın şurada sohbet ediyoruz. Ben size kalkıp, size inanç olarak, kimlik olarak siz ya da cümlenin gelişi sen şusun diyebilir miyim? Benim haddime mi? Siz kendinizi ne hissediyorsanız siz osunuz. İnanç olarak da, kimlik olarak da. Ben kendimi ne hissediyorsam ben oyum. Ben kalkıp size senin kimliğin şu sayılır diyemem. O demokrasinin temel hak ve özgürlüklerinin özünü yok etmiş olurum. Türk'ün bu noktaya gelmesi gerekiyor. 
 
Bu anlamda Cumhuriyet Aydınlarının bir kısmına  saygı duyuyorum. Ama Cumhuriyet Aydınlarının bu anlamda, bakın kimlikler ve inançlar konusunda, bir bölümünün tutarlı olmadığını biliyorum. Şimdi bunu aşmak, kırmak gerekiyor.  Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin Kürt sorununun gidip Diyarbakır'da, Mardin'de anlatmakta ne gerek var? Gelip Kürt sorununu Trakya'da anlatmak gerekiyor, İzmir'de anlatmak gerekiyor, Antalya'da anlatmak gerekiyor. Bu mümkün. 
 
Ama CHP hep kendi iç gündemine çok sıkıştı. Örneğin; şimdi bir süreç var ve Türkiye’nin önemli sorunlarından biri. Bu süreçte bunu yapmadı.
 
Tabii tabii, adım atamadı tabii. Kendini ifade edemedi. 
 
CHP özellikle 19 Mart  operasyonları ile hedef alındı sürekli ama burada da yine iktidarın belirlediği  sınırlarda bir siyaset yapma hali gelişmedi mi? Yine bir dizayn yok mu?
 
Evet yine bir dizayn var. İktidar, ‘Ana muhalefet olarak benim çizdiğim sınırların dışına çıkamazsın diyor’. 2011-2013 Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda orada görev yaptım. 13-14 yıl görev yaptım. Gerçek anlamda müzakereyi ben orada yaşadım. Kim vardı? HDP vardı, MHP vardı, AKP ve CHP vardı. İktidar ne diyordu biliyor musunuz? Güya Anayasa Uzlaşma Komisyonu ya nasıl olsa, nasıl olsa bu MHP ile HDP birbirine düşer. Nasıl olsa CHP kendi içinde bütünlüğünü koruyamaz. Bu masa devrilir. Başkanlık sistemini o zaman getirecekti. Ama onu biz engelledik. Geldiğimiz noktada 66 değil, 99 maddede mutabık kalmıştık.  Ağırlıklı olarak CHP, MHP, HDP mutabık kaldık. Düşünebiliyor musunuz? Yeter ki müzakere olsun. Ve bundan rahatsız oldu, masayı devirdi AKP.
 
Kılıçdaroğlu’na “görev” verildi dediniz ve iktidarın belirlediği siyasetin dışına çıkmıyor. Fakat Özgür Özel CHP’si de 19 Mart’tan  sonra kendi iç sorunlarına sıkıştı. Kılıçdaroğlu gibi bir “görev” hali olmasa bile sonuç olarak bu pozisyona düştü. Yani iktidarın belirlediği sınırlara sıkıştı her ne kadar cesur çıkışları olsa da..
 
Gerçek anlamda liderlik yaptı Özgür Bey. O Saraçhane mitingleri olmasaydı İBB'ye kayyım gelmişti. Şimdi ama Türkiye'deki demokrasi mücadelesini 23-24 yıllık AKP'nin yarattığı tahribatı getirip  19 Mart ve sonrasına sıkıştırmak doğru değil. Bu olmaz. Kabul edilemez. 12 Eylül, 2010 Anayasa Referandumundan itibaren Ağustos 2014 vs ve devamı 16 Nisan 2017… Türkiye'de anayasal darbeler mütemadil bir hal almıştır  AKP ile.  
 
Siz mutlak butlan kararını bekliyor muydunuz?
 
Böyle bir karar olamaz. Hukukta yeri yok bunun. Kalkıp organları iptal ediyorsunuz. Geçmiş kurultayları iptal ediyorsunuz.  İhtiyatlı bir ifade ile iptal kararı verebilirsin ama mutlak butlan kararı veremezsin. Ama sorun şu ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Anayasal kurumlarının içi boşaltıldı. Yargının, yasama organının çoktan içi boşaltıldı. Onlar şekli kurumlara dönüştü. 
 
Karar Yargıtay’a taşındı. Öngörünüz nedir? 
 
Yargıtay’da hatta istinafta hala hukuk uygulamaya çalışan sayılar giderek de olsa azalan bir kadronun olduğunu biliyorum. Ama iktidar mutlak butlan kararıyla amacına ulaştı. Yargıtay kararı 3 ay sonra mı çıkar, 1 yıl sonra mı çıkar bilemeyiz.
 
Neydi size göre iktidarın hedefi?
 
Kemal Bey’in görevi daha bitmedi.  Özgür Bey’in verdiği mücadeleye saygı duyuyorum, bir CHP’li ve kişisel olarak da destek veriyorum. Ancak Özgür Bey’in de yanlışları var. 
 
Nedir o yanlışlar?
 
Kemal Bey'in etrafındaki o bir nolu fail ve türevleri bugün burada. Bir nolu fail ve türevleri Özgür Bey'in yanında. Bu olmaz. En son İzmir mitinginden sonra kendisine şunu yazdım. ‘Bakın genel başkan oldunuz. Artık lider olmaya gidiyorsunuz. Ne güzel. Bunun gereğini yapın’ diyorum.  Meclis’te ki 23 Nisan konuşması güzeldi Özgür Bey’in. Demokrasiden bahsetti. Ama Sayın Özgür Bey, “Recep Tayyip Erdoğan 19 Mart 2025’te demokrasi treninden indi” dedi. Recep Tayyip Erdoğan hiç demokrasi trenine binmedi ki. Sen bu analizi bu şekilde yaparsan ben bir vatandaş olarak tepki gösteririm. 
 
Kemal Bey’in partinin başına gelerek daha “görevinin” bitmediğini söylediniz. Başka hangi “görevleri” var?
 
Mutlak butlan kararıyla kaçınılmaz olarak CHP'de ikili yapılanma doğuyor. CHP'yi birbirine düşürmek, CHP kitlesini birbirine düşürmek. Oyun bu. 
 
CHP zaten kendi içinde hep parçalı değil miydi? 
 
Yani olmuştur tabii. CHP yönetim sorunları yaşamıştır. Bu aslında CHP'nin dinamizmidir. Yani kabul etmek gerekir ki, Türkiye'nin siyaseti kurumsallaşmamıştır. Siyasetin görgüsü, kültürü, gelenekleri oluşmamıştır. Kurumsal anlamda söylüyorum. CHP tabii 100 yıllık parti orada elbette bir takım diğer partilere göre biraz daha kurumsal yapı var. Ama Türkiye'nin gerçeği şudur. Lider kapasitesi neyse buna göre şekilleniyor siyaset. İzah etmekte zorlandığım şey şu: Yani siyasette hırs olur, ihtiras olur. Siyasetin biraz da doğasında var bu. Ama ben Kemal Bey olayını bu kavramlarla da izah edemiyorum. Elbette kendi içimde bir takım değerlendirmeler var. Kemal Bey o edilgen bürokrat olmanın hakkını veriyor bir şekilde.
 
Bülent Kuşoğlu’da verdiği bir mülakatta, derin devlete işaret etti. Epey de tartışıldı. Siz ne dersiniz bu konuda?
 
Bülent Kuşoğlugiller, bir derin devlete sanki toplumun genelinin ortak aklını temsil ediyor misyonu verme gayretini görüyorum. Böyle bir anlayışı, böyle bir yaklaşımı demokrasiyle bağdaştırmıyorum. Yani derin devlet nedir? Kimdir derin devlet? O derin devlet kimi dönemlerde fail-i meçhullerin sorumlusuydu. Neden bahsediyorsun sen? Net konuş, açık konuş. Ben derin devlet kavramını kabul etmiyorum. Derin devlet, devletin Anayasal kurumlarının kurumsal aklıdır. Orada MİT başta olmak üzere kurumların görev ve yetki alanları bellidir, sınırlıdır. O çerçevenin dışına çıkmaz, çıkamamalıdır. Çıkmasına olabilir diyorsan, o zaman ben senin demokrasi anlayışından kuşku duyarım.
 
Bülent Kuşoğlu ve benzerlerinin yorumlarından, derin devlet olarak adlandırılan o yapı, yerine göre bir demokrasiye ya da kendi gerekçesine göre devlet yönetimine müdahale edebilir ve bunun olağan olduğu sonucu çıkıyor. Bu yönüyle ben o söylemleri demokratik söylemler olarak bulmuyorum. Hukuka aykırı söylemler olarak buluyorum. Ve bunu, bunu topluma benimsetme, olağanlaştırma girişimleri olarak değerlendiriyorum. 
 
Peki şimdi ne olmalı? CHP  ne yapmalı, çıkışı nerde görüyorsunuz?
 
Sadece Cumhuriyet Halk Partisi kitlesi değil, diğer partilere mensup olan sağduyulu Türkiye'nin demokrasisine önem verenlerde kurultayın ivedilikle yapılması gerektiğini ifade ediyor. Belli ki, Kemal Bey ve etrafındaki kadro, bunu olabildiğince engellemek, zamana yaymak ve Cumhuriyet Halk Partisi'ndeki o ayrışmayı, o çatlağı derinleştirmek istiyor. Zamana yaymak istiyor. Ben her şeye rağmen toplumun sağduyusuna, Cumhuriyet Halk Partisi kitlesinin o dayanışma duygusuna güveniyorum. Bunun önünde daha fazla duramazlar. Yani bu sürecin önünde daha fazla duramazlar. Umarım Özgür Bey de o liderliğinin hakkını vererek, bunun gereğini yapar.  Özgür Bey her geçen gün lider olma yolunda ilerliyor. O lider olmanın gereği olarak yönetim kadrosu içinde hakikaten dirayetle çalışan, özveriyle çalışan bir grubu tenzih ederek söylüyorum, kamuoyuna mal olan 8-10 kişi var ki bunlarla arasına mesafe koyması gerektiği kanısındayım. 
 
Ayrı bir parti tartışması da var. Ayrı bir parti neye yol açar?
 
Ben sonuna kadar, Cumhuriyet Halk Partisi için de mücadele verilmesi gerektiği kanısındayım. Cumhuriyet Halk Partisi'nin sonuçta demokrasi için, Türkiye'nin toplumsal barışı için bir misyonu olduğuna ve tarihi bir damarı temsil ettiğine inanıyorum. Mevcut Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi bana göre Özgür Özel ve arkadaşlarıdır. Onlara daha kapsayıcı bir yaklaşım içinde olmaları, Cumhuriyet Halk Partisi içinde bu mücadeleyi sürdürmelerini öneriyorum.
 
 
Suçları o kadar yoğun ki; bir iktidar değişikliğinde bunları hukuk ve demokrasi içinde hesabının sorulacağını biliyor. Bu hesabın sorulmasını engellemek istiyor
 
Mutlak butlan kararı ve CHP’nin genel merkezine polislerin biber gazı ile girmesi ve ortaya çıkan görüntülere baktığımızda Türkiye siyaseti ve geleceği açısından nasıl bir tablo var?
 
Kaygı verici bir tablo. İktidara aday olan bir partinin genel merkezine faşizan bir saldırı yapıldı. Çok üzülerek ve kaygılı ifade ediyorum. Demokrasilerde iktidarın devredilmesinden daha doğal ne olabilir? Yeter ki demokratik yolla olsun. Yeter ki o serbest seçimlerle, adalet içinde olsun. Suçları o kadar yoğun ki; bir iktidar değişikliğinde bunları hukuk ve demokrasi içinde hesabının sorulacağını biliyor. Bu hesabın sorulmasını engellemek istiyor. Bu tabii çok kritik bir aşama.  Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarıyla, hukuk ve demokrasi içinde yüzleşmek zorundadır. "
 
MA / Diren Yurtsever