4 ay 'kuyu tipi'nde kalan Özcan: Hedeflenen politik tutsaklar

Paylaş:
İSTANBUL - Sincan 2 No'lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 4 ay tutsak kalan SGDF’li Adnan Özcan, "kuyu tipi" cezaevlerinin irade kırma saldırılarının en yeni ve en popüler aracı olduğunu, asıl hedefin ise politik tutsaklar olduğunu belirtti. 
 
Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden sevk edilmek için açlık grevine giren Gürkan Türkoğlu, 5 Temmuz’da yaşamını yitirdi. Türkoğlu’nun yaşamını yitirmesi F, Y ve S tipi cezaevlerinin kapatılması talebini kamuoyunun gündemine tekrardan getirdi. 
 
Yüksek güvenlikli cezaevleri fikriyatı 90'lı yılların ortalarından itibaren tartışılmaya başlandı ve 2000'li yılların başında artık iyice gündeme oturdu. 2000 yılında Türkiye'deki 20 cezaevinde, F tipi hücre sistemi ve tecrit uygulamalarını protesto etmek amacıyla tutsaklar açlık grevi ve ölüm orucu eylemleri başlattı. Eylemleri sona erdirmek için 19 Aralık 2000 tarihinde tutuklulara karşı ağır silahlar ve kimyasal gazlarla saldırılar düzenlendi ve çok sayıda tutsak katledildi. 
 
50 YENİ CEZAEVİ DAHA İNŞA EDİLECEK
 
O zamandan bu yana birçok yüksek güvenlik ve "kuyu tipi" cezaevi yapıldı. 19 Mart’ta görevinden alınan Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım, 2002’den bu yana 396 cezaevinin kapatıldığını, yerlerine 305 “modern” cezaevi inşa edildiğini, 2028 yılı sonuna kadar 50 yeni cezaevi yapmayı hedeflediklerini ifade etti. Cezaevlerinde tecrit her geçen gün artmaya devam ederken, demokratik kitle örgütleri ise buna karşı eylem ve etkinliklerini sürdürüyor. 
 
 
Ankara Sincan 2 No'lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 4 ay tutulan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Adnan Özcan, cezaevini ve yaşadıklarını anlattı.
 
YÜKSEK GÜVENLİKLİ CEZAEVLERİNİN İNŞA AMACI 
 
Yüksek güvenlikli cezaevlerinin “irade kırmak” ve “devrimcilerin tasfiye edilmesi” için inşa edildiğini belirten Özcan, “Eskişehir’de ilk test yapılmış ancak 1996 ölüm orucunun sokak ayağının da güçlü bir şekilde örgütlenmesi bu yeni konseptin yürürlüğe sokulmasını ötelemişti. 19-21 Aralık Hapishane Katliamları ve sonrasında süreçte büyük bir direniş örgütlendi. Pek çok devrimci direnerek yaşamını yitirdi. Genel yapısı itibariyle bakıldığında ilk dikkat çeken şeyin 3'er kişilik hücreler olduğu söylenebilir. Kimlik kartı dayatması, görüş süresinin ve arkadaş görüşçülerinin kısıtlanması, kitap ve yayın hakkına yönelik kısıtlamalar ve pek çok işkence yöntemi F Tipleri eliyle yaygınlaştırıldı. Ancak her şeye rağmen devrimci hareketin tasfiye edilmesinin sağlanamadığı, devletin F Tipleri ile hedeflediklerinin gerçekleşmediğini söyleyebiliriz. Bu gerçek, rejimi Kuyu Tipi Hapishanelerin inşasına yönlendirdi. Tüm bunlardan sonra devrimcileri bu insanlık dışı hapishanelere göndermenin ilk girişimleri başladı. Başta ağırlaştırılmış müebbet tutsakların ‘infazına uygun olduğu’ iddiasıyla pek çoğu bu hapishanelere götürüldü. Ancak bununla da sınırlı kalmadı ve şimdi tutuklanan herkesin gidebileceği birer irade kırma merkezi olarak kullanılmaya başladı” diye belirtti. 
 
CEZAEVLERİNİN MİMARİ YAPISI
 
Cezaevlerinin koşullarına ve mimari yapısına değinen Özcan, “3 katlı 5 bloktan oluşan karmaşık bir yapı. Hücrelerine gelirsek havalandırmasız tek kişilik veya sınırlı sayıda olsa da bu tek kişilik hücrelerden ikisinin birleştirilmesiyle oluşan sözde üç kişilik havalandırmasız hücrelerden oluşuyor. 3 kişilik hücrelerin içinde ise 24 saat sizi gözetleyen bir kamera bulunmakta. Her iki koridor arasında kuyuyu andıran boşluklar var. Bu yapı sebebiyle en alt kattaki hücrelerin güneş alması imkansız. Orta kattaki hücrelerin ise eğer pencereye yeterince yaklaşılırsa, penceredeki birbirinden farklı tel kafeslerin arasından sızan kısmi ışığı yaklaşık 1,5 saat hissedebilirsiniz. En üst kat bakımından da bu süreye belki biraz daha eklenebilir. Herhangi bir tutuklunun sahip olduğu 12 saatlik havalandırma hakkının uygulanış biçimi benim kaldığım kuyu tipinde ağırlaştırılmışlar için 1 saat, tutuklular için ise 1 saat 50 dakikaydı. Bu süreler kimi hapishanelerde daha kötü durumda. İnsan temasını minimuma indirme çabası da diğer saldırı biçimlerinden bir tanesi. Elektronik kapılar, fanuslar içinde yapılan açık görüşler, havalandırmaya yalnız çıkıp, çıkmaman yönünde uygulanan keyfilik. Hücre cezası alınca hali hazırda sınırlı olan havalandırma hakkının tamamen gaspı gibi pek çok şey sayılıp dökülebilir. Müdür görüşleri bireysel taleplerle gidildiği ve direnç gösterilmediği ölçüde karşılık bulurken spor ve sohbet hakkı da sadece direnmeyenlere veriliyor. Kısıtlı bir alanda yaşayan tutsakların hücrelerinde televizyon kablosunun girişi yatağın ayakucunda. Dolayısıyla bu konumlanma televizyon izlemek isteyen ve göz sağlığını korumak isteyen herkesi yattığı yerden televizyon izlemeye itiyor. Bu mimarinin tesadüf olduğunu düşünmüyorum” ifadelerini kullandı. 
 
ESAS HEDEFLENEN POLİTİK TUTSAKLAR
 
Kuyu tipi cezaevlerinde tutulma suçlarının medyada "yanıltıcı" biçimde verildiğinin altını çizen Özcan, “Ortaya atılmış bu yalanı hiçbir biçimde kabul etmemek gerekir. Hiçbir ceza ya da ağırlaştırılmış müebbet alma ihtimalim olmasa da Sincan 2 No'lu YGC olarak bilinen Kuyu Tipi hapishaneye sürgün edildim. Bugünlerde Kuyu Tipi hapishaneleri tekrar gündeme sokan Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan veya komedyen Deniz Göktaş'ın da Kuyu Tipi hapishanelerde tutulduğunu düşünürsek, Kuyu Tipleri irade kırma saldırılarının en yeni ve en popüler aracıdır" dedi. 
 
Kuyu tipi cezaevlerinin asıl amacının politik tutsakların iradesini kırmak olduğunu belirten Özcan,  şöyle devam etti: "Hapishaneler toplumsal mücadelenin birer cephesidir. Ve buradaki işkence ve hak ihlallerine karşı dışarıda gelişen mücadele rejimin saldırılarını boşa düşürmede kilit nokta. Bu hapishanelerin kuşkusuz sayıları yüz binlerle ölçülen adli mahkumlar için yapılmadığını biliyoruz. Bir Kuyu Tipinin yaklaşık kapasitesi 480 civarı. Milyarlarca liraya mal olan bu hapishanelerin adli mahkumları barındıracak duruma gelmesi imkansız. Burada esas hedeflenen politik tutsaklar ve rejimin iradesini kırmak istediği kişilerdir. Şu anda Kuyu Tiplerinin içinde bulunan çoğu kişiyi de bu kesim oluşturmakta." 
 
İlgili Haberler
Ayağı kırılan tutsak 16 gündür hastaneye götürülmüyor
Ayağı kırılan tutsak 16 gündür hastaneye götürülmüyor

Espiye L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutsak Aydın Oğuz, ayağı kırılmasına rağmen “ağız içi arama" dayatmasını kabul etmediği için 16 gündür hastaneye götürülmüyor.

Alıkonularak yaşı büyütülen Muhammed’e verilen 80 yıl cezaya itiraz
Alıkonularak yaşı büyütülen Muhammed’e verilen 80 yıl cezaya itiraz

ÖSO'nun fidye için kaçırdıktan sonra Türkiye'ye teslim ettiği Hüseyin Muhammed'in yeniden yargılandığı davada verilen 80 yıl hapis cezası Yargıtay'a taşındı.

32 yıl sonra gelen özgürlük: Ölüme hazırlıklıydık ama esarete hazırlıksızdık <font color=#ff0000> SÖYLEŞİ </font>
32 yıl sonra gelen özgürlük: Ölüme hazırlıklıydık ama esarete hazırlıksızdık SÖYLEŞİ

Ömrünün 32 yılını "esir" geçirdikten sonra tahliye olan Ali Haydar Elyakut, sürecin özgür bir toplumla taçlandırılması gerektiğine işaret ederek, "Diğer halklar nasıl yaşıyorsa biz de öyle yaşamalıyız" sözleriyle eşit bir yurttaşlık istediğini vurguladı.

‘Hasta tutsakların tahliyesi önündeki engel infaz politikasıdır, değiştirilmeli’
‘Hasta tutsakların tahliyesi önündeki engel infaz politikasıdır, değiştirilmeli’

Hasta ve tutsak kelimelerinin yan yana bulunmasının dahi hukuken sakıncalı olduğunu belirten ÇHD’li Naim Eminoğlu, tahliyelerin önündeki engel infaz politikası olduğunu belirterek bu durumdan vazgeçilmesini istedi.

'Silahların bırakılmasına odaklanan bir yaklaşım barışı sağlayamaz'
'Silahların bırakılmasına odaklanan bir yaklaşım barışı sağlayamaz'

Silahsızlanmanın tek başına kalıcı barış anlamına gelmeyeceğini, geri dönüşlerin güvenli şekilde sağlanabilmesi için hukuki güvencelerin oluşturulmasının zorunlu olduğunu belirten İHD Amed Şube Eşbaşkanı Ercan Yılmaz, “Türkiye’de güvenlikçi anlayış hala belirgin” dedi.