İSTANBUL- Meclis'e sunulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" kanun teklifinde 2005 ve öncesinin kapsam dışında tutulmasını Abdullah Öcalan'ın hukuki durumuna bağlayan TBB Delegesi Veysi Eski, kanun teklifine Meclis Genel Kurulu’nda “geçici bir madde eklenebileceğini” belirtti.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis Başkanlığı’na sunulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" kanun teklifi, Meclis Adalet Komisyonu’ndan geçti. 12 maddeden oluşan taslak, bugün Meclis Genel Kurulu’na gelecek.
"Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" kanun teklifinin yasallaşması halinde yeni çıkarılacak yasalara ve kurulacak kurulların çalışmalarının tüm toplumsal kesimleri sürece dahil etmesine yönelik, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Delegesi Veysi Eski ajansımıza konuştu.
Çerçeve yasanın yasal anlamda tarihsel bir adım olduğunu belirten Eski, yasanın teknik olarak eksiklikleri olduğunu kaydetti. Eski, “Ancak ilk defa bir Kürt isyanının, yasal çerçeve içerisinde ve tarafların özgür iradesiyle sona erdirilmesi tarihseldir. Bu nedenle Sayın Öcalan'ın dediği gibi bunu bir ilk adım olarak ele almadığımız zaman ortaya sorun çıkabilir. Özüne baktığımız zaman 100 yıllık Kürt sorununda her iki taraf bir yasa üzerinden müzakerenin yürütülmesi değerlidir. Dolayısıyla yasanın metni kadar gerekçesini de doğru okumak gerekiyor. Yasanın gerekçesine yansıyan güvenlikçi bir bakış açısı var ama aynı zamanda yasanın gerekçesinde Kürt sorununda, önümüzdeki süreçte bu yasaya bağlı olarak yeni yasaların da çıkarılabileceğinden söz edilmesi de var. Yine toplumsal bütünleşmeden, toplumsal barıştan söz edilmiş. Bunlara kıymet biçilmesi gerekir” ifadelerini kullandı.
‘SAYIN ÖCALAN’IN PERSPEKTİFLERİ’
Barışın karşılıklı adımlarla oluşabileceğinin altını çizen Eski, “Dünya çatışma çözüm deneyimlerine baktığımız zaman da durum böyledir. Ama dünya çatışma çözüm deneyimlerine göre Türkiye modeli dedikleri bu modelde bir farklı bir yol yürünüyor. Bu yol da Sayın Öcalan'ın kurduğu perspektif üzerine yürüyen ve Kürt, Türk halkının bin yıllık kardeşliği üzerinden inşa edilen bir yol. Burada mesela güvence deniliyor. Buradaki güvence esasen bu perspektifte kendini bulabilir diye düşünüyorum. Çünkü çerçeve yasayı Kürtlerin devletle bin yıldır kurmuş olduğu ilişkinin tekrardan cumhuriyetin ikinci yüzyılında tanımlanması ve cumhuriyete demokratik olarak entegre edilmeleri noktasında atılmış ilk adım olarak ele alabiliriz” diye belirtti.
‘GENEL KURULDA GEÇİCİ BİR MADDE EKLENEBİLİR’
Çerçeve yasa taslağında 2005 ve öncesinin kapsam dışında tutulmasını Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın hukuki durumuna bağlayan Eski, “Sayın Öcalan’ın dışında 2005 öncesi ceza alan binlerce insan var. Şu an 30 yıl ve üzeri cezaevlerinde bulunan insanlar, tamamen İdare ve Gözlem Kurullarının insafında terk edilmiş vaziyette. Belki bu konuda yasanın gerekçesinde olan ‘Yeni düzenlemeler olabilir’ kısmına atıf yapmamız gerekiyor. Bir an önce 2005 ve öncesine dair en azından İnfaz Kanunu’nda da olsa bir düzenlemenin yapılması gerekiyor. Mesela benim kendi müvekkillerim var. Uyduruk nedenlerle infazları yakılmış. 30 yıldan fazla cezaevinde olan siyasete katkı sağlayabilecek, bu süreçte Türkiye'de emek verebilecek çok fazla insan var. Ama 2005 sınırından dolayı bu yasadan yararlanamayacaklar. Bununla ilgili çok hızlı bir şekilde belli bir infaz düzenlemesi yapılması gerekiyor. Sayın Abdullah Öcalan'ın durumu ise herkesinkinden daha farklı. Psikolojik, politik, yöntemsel olarak da herkesinkinden daha farklı. Burada bir statü çerçevesinde değerlendirilmesi talebi gündeme geliyor. 2005 öncesi mahkum edilmiş olan kişilerle Sayın Öcalan'ın da bu anlamda farklılaşması söz konusu. Bu kişilere yönelik de dediğim gibi hızlı bir düzenleme yapılabilir. Çerçeve yasası henüz Meclis’e gelmedi. Bu kişilerin infazına dair Meclis Genel Kurulu’nda bir geçici madde dahi eklenebilir” şeklinde konuştu.
‘ABDULLAH ÖCALAN’IN STATÜSÜ TOPLUMSAL BİR TALEP’
Kürtlerin temel talebinin Abdullah Öcalan'ın yasal statüsünün belirlenmesi olduğunu ifade eden Eski, “Politik bir önderlik ve bu politik önderliğin iradesiyle yürüyen bir süreç söz konusu. Bu sürece dair Sayın Öcalan'ın özel bir statüsünün olması ve bunun tescil edilmiş olması gerektiği noktasında herkes hemfikir. Burada özellikle AKP cenahında bir ayak diretmenin olduğunu görüyorum. Bu noktada bu fiili durumun yasal bir çerçeveye kavuşturulması gerekiyor. Çerçeve yasa bu anlamda eksik kalmıştır. Ama Sayın Öcalan da bunu bir ilk adım olarak değerlendirmekte. Bu yaklaşımla, süreç karşıtı bazı kesimlerin ‘Bu süreç Apo için yapılıyor’ tarzı haksız eleştirileri de boşa düşürecek bir tavır sergilemiştir. İleri aşamalarda bu noktada belli düzenlemeler olur diye düşünüyorum. Devlet Bahçeli'nin de bir önerisi vardı. KCK yöneticileri de o öneriyi aşağı yukarı kabul ettiler. Barış ve Demokratik Toplum Süreci koordinatörlüğü gibi bir statüden bahsediliyor. Bu hızlı bir şekilde yasallaşabilir” diye kaydetti.
‘UMUT HAKKI’
“Umut hakkı”nın süreçten bağımsız olarak Türkiye’nin uygulaması gereken bir hak olduğunu söyleyen Eski, devamla şunları söyledi: “‘Umut hakkı’ ile bağlantılı olarak şunu ifade etmek istiyorum: Dünyanın en iyi yasalarını ve Anayasa’sını da yapabilirsiniz. Ama önemli olan bunu nasıl yürüttüğünüz. Bugün baktığımızda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), ‘Umut Hakkı’ kararı ve Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Can Atalay’a dair kararları var. Ama uygulanmıyor. Bu kararların uygulanması sürece olan güveni arttıracak bir pozisyondadır. Bugüne kadar hükümetin bu konuda herhangi bir adım atmaması toplumdaki güvensizliği besliyor.”
‘KURULLAR, TOPLUMU SÜRECE DAHİL ETMELİ’
Yasa kapsamında kurulacak izleme kurullarına da değinen Eski, “Yasada iki kuruldan bahsediliyor. Biri Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulacak bir kurul, biri de Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde 17 üyeden oluşan bir kurul. Her iki kurulun da olması önemli. Bu kurullardan birincisi yürütme ile Cumhurbaşkanlığı içerisinde oluşturmuş olan kurulun, güvenlikçi eksenden bakmaması gerekiyor. Bu kurula, kendi alt kurullarını da oluşturma yetkisi verilmiş. Umuyorum ki yasama bünyesinde kurulmuş olan 17 üyelik kurul da toplumsal kesimleri, sivil toplumu ve tarafları kapsayan yeni kurullarla desteklenir. Sürecin başından bu yana sürecin toplumsallaşması noktasında bir sıkıntının olduğu ortada. Bu yönüyle her iki kurulun da kendilerini dar tutmaması, toplumsal kesimleri sürece dahil etmesi noktasında daha açık, şeffaf ve katılımcı olmaları gerekir. Özellikle 17 üyeli Meclis içerisinde oluşturulacak olan kurulun, süreçte siyasal meşruiyet sağlayacağını düşünüyorum. Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki kurul ise sürecin bürokratik kısımlarını yürütecek olan kurul gibi görünüyor. Ama her iki kurul da kendi içerisinde toplumun tüm kesimlerini dahil etmesi ve özellikle demokratikleşme ve özgürleşme yasaları dediğimiz yasalara dair çalışmalarda daha özgürlükçü bir yaklaşım geliştirmeleri gerektiğini düşünüyorum” dedi.
‘YENİ MÜCADELE FORMUNUN İLK ADIMI’
Eski, sözlerini şöyle noktaladı: “Bu aynı zamanda yeni mücadele formunda atılan ilk adımdan sonra herkesin özellikle demokratik çevrelerin üzerine çok büyük görevler düşüyor. Mücadeleyi bu çerçevede ileriye taşımak, Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi mücadelesinin bir parçası haline getirmek Türkiye'nin bütün sosyalistlerinin, demokratlarının, kadınların, gençlerin, Alevilerin, Kürtlerin önünde bir görev olarak görünüyor.”
MA / Roza Arpa