AMED - Amed Newrozu'nda 92 ruhuyla şarkılarını söylemeye hazırlanan Agirê Jiyan üyeleri, barışın, diyaloğun dilini öne çıkartmak gerektiğini vurgulayarak, “Barışın sesi yükselmeye başladı” dedi.
Bu yıl "Newroza Azadî û Yekîtiya Demokratîk" ve "Özgürlük ve Demokrasi Newrozu" şiarıyla Amed Newrozu 21 Mart’ta kutlanacak. Amed, her dönem hem kitlesi hem de coşkusuyla önemli Newrozlara ev sahipliği yaptı. Tüm gözlerin çevrildiği Amed Newroz’unda bu yıl Agirê Jiyan’da sahne alacak. En son 21 Mart 2003’teki Newroz’a katılan grup 23 yıl sonra yeniden Amed Newroz’unda olacak.
Agirê Jiyan aynı zamanda Amed’de vereceği konserde dinleyicilerine bir sürpriz yapmayada hazırlanıyor. Grup, son hazırlıkları da tamamlanan yeni şarkısı “Newroz”u da ilk kez Amed Newroz’unda sahnede söyleyecek.
Agirê Jiyan ile kuruldukları günden bugüne olan müzik yolculuklarını konuştuk.
Baskıların yoğun yaşandığı bir süreçte müzik çalışmalarına başladınız. O dönemde atmosfer nasıldı, grubunuz nasıl kuruldu?
Ali Geçimli: 90'lı yıllar Kürtçe'nin inkar edildiği, yok sayıldığı bir dönemdi. Biz o koşullarda müzik, sanat yapmanın zorluğunun farkında olan bir gençliktik. Daha doğrusu çocuktuk. Çocukluktan başlayan farklılığımız hem ailelerimizden hem de çevremizden, okulumuza kadar hissedilecek şekilde yaşadık. O dönemlerde birçok göçler yaşanmıştı. Her Kürt'ün yaşadığı gibi biz de bir Bingöllüler Mahallesi'nde yaşıyorduk. Bingöl’den göç eden insanla birlikte oradaydık. Bunların içerisinde tabii dengbejlerimiz de vardı. O bölgenin kültürünü kendisi ile birlikte getiren insanlar da vardı. Düğünlerimiz büyük bir halay şeklinde oluyordu. Mahalle içerisinde 2 bin kişilik halay kitlesiyle birlikte ağızdan ağıza şarkılar söylerdik. Tabii bu sonrasında bir gelenek olmaya başladı. O dönemde Kürt müziğini elektro bağlamayla yapıp, marjinalleştiren grup da vardı. Onlara karşı kendi müziğimizi, sanatımızı hem koruma hem de temsil etme anlayışıyla ben, Şener ve Nail Yurtsever bir araya geldik. Bir grup kurduk. O dönemde Mezopotamya Kültür Merkezi'nde duyduğumuz gruplar vardı. Koma Serhad, Koma Amed gibi… Biz de dedik herhâlde herkes geleneksel isimler koyuyor. Biz de kendi yöremizin Bingöl'ün ismini uygun gördük. Aynı zamanda Ermenice olan Çepexçûr ismiydi.
90'lı yıllar Kürtçe'nin inkar edildiği, yok sayıldığı bir dönemdi. Biz o koşullarda müzik, sanat yapmanın zorluğunun farkında olan bir gençliktik. Daha doğrusu çocuktuk. Çocukluktan başlayan farklılığımız hem ailelerimizden hem de çevremizden, okulumuza kadar hissedilecek şekilde yaşadık
Agirê Jiyan isminin özel bir hikayesi var mı?
Ali Geçimli: Tabii o dönemler ben aynı zamanda Nikolay Ostrovski'nin “Selam Yaşam Ateşi” adlı kitabını da okuyordum. Henüz 15-16 yaşlarındaydım. İstanbul doğumlu olduğumuz Kürtçe'yi yeni öğreniyorduk. Mesela Bingöl'lülerde yaşamın Kürtçe karşılığı yoktu. Yani “Jiyan” demiyorduk, "Yaşama me" diyorduk. "Agir" biliyorduk ama "Agirê yaşam" olmaz. “Ama nasıl yapalım bunu?” diye tartışıyorduk. 1992'de Mezopotamya Kültür Merkezi'ne geçtiğimizde o zaman arkadaşlara da sorduk. Arkadaşlar bize dedi ki; "Agirê Jiyan." Sonra biz kendi içimizde dillendirdik, “Agirê Jiyan” söylem olarak da güzel geliyordu. Sonrasında o isimle çalışmalarımızı sürdürdük.
Grubunuzu kurduğunuz da çocuk yaşlarda olduğunuzu söylediniz. Biraraya geldiğiniz de kaç yaşlarındaydınız?
Ali Geçimli: Ben 15 yaşındaydım, Şener 14 yaşındaydı. Nail'de 18-19 yaşlarındaydı. Yani daha gençtik.
O yaşlarda ısrarla Kürtçe müzik yapmanın farkındalığının oluşmasının sebepleri nelerdi?
Ali Geçimli: Mesela daha ilkokula başlarken bile ayrımcılığı hissediyorduk. Annem şunu söylerdi; “Sakın okula gittiğinde Kürt, Alevi olduğunu söyleme.” Çünkü o ayrımcılığı kendileri yaşamıştı, hissetmişti. Ondan dolayı da biliyorsunuz - her ailede- anne, babada korumacı mantık vardır. O da koruma mantığıyla söylüyordu. Okula gittiğimizde zaten bunu yaşıyorduk. Ben birinci sınıfı iki sefer okudum. Bu isyancı yanımdan kaynaklıydı. İnadına hem Kürt olduğumu hem muhalif olduğumu dinlendiriyordum ve bunun karşılığında çok dayak da yiyordum. O yüzden okuldan kaçıyordum. O yüzden birinci sınıfı iki kez okudum diyebilirim.
Şener Yıldız: Ali birçok şeyden bahsetti ama biraz da dönemin gençlerine mesaj olsun istiyorum. Biz aslında iki yetenekli gençtik ve aynı mahallede kalıyorduk. Ali, birçok yere gidip türküler, kılamlar okuyordu. Benim de saza çok büyük yatkınlığım, arzum, isteğim vardı. Bizde yeteneklerimizi birleştirmek istedik. İlk önce tabii ki siyasi-politik şarkılar söyleyelim diye bir durum söz konusu zaten değildi. Kültürel, folklorik, Türkçe söylediğimiz, sol gelenekten gelen eserlerle başladık. Daha sonra -Nail (Yurtsever) arkadaşında aramıza katılmasıyla biraz daha kendimizi toplumsal olaylara karşı duyarlı kılmaya çalıştık. O dönemde yaşananlara karşı folklorik kılamlarla beraber, işin içerisinde biraz daha mesajlarımızı insanlara ileteceğimiz yeni stranlar almaya başladık. Ve bir grup çalışması oldu. Dolayısıyla bugünkü gençlerimiz de yeteneklerini bir araya getirmek için birbirlerine destek olup yan yana gelsinler. Bizim 90'larda başlattığımız bu çalışma bugün çok daha farklı bir noktaya geldi. Bu noktaya geleceğini asla da tahmin edemezdik. Yani gençlerimiz kendilerine bir hedef olarak alsınlar, bir araya gelsinler. Tek başındalık insanlara güçlü bir motif kazandırmıyor. Sonrasında çalışmalarınızı gene ayrıştırabilirsiniz ama grupsal çalışma sizler için başlangıçta çok önemli. Biz bunun faydasını gerçekten yaşadık. Birbirimize çok destek olduk. MKM’ye gidişimiz gelişimiz kilometrelerce yol alışımız bir emeğin sonucunda gerçekleşti. Bunun şimdi onurunu ve gururunu yaşıyoruz. Beraber bir aradayız. Bu emeklerin sonucu diyebilirim.
Tek başındalık insanlara güçlü bir motif kazandırmıyor. Sonrasında çalışmalarınızı gene ayrıştırabilirsiniz ama grupsal çalışma sizler için başlangıçta çok önemli. Biz bunun faydasını gerçekten yaşadık
Grup uzun yıllar çalışmalarını sürdürse de 2018’den sonra bir dağılma sürecine girdi. Neden?
Amed Tabar: O süreç farklı zamanlarda arkadaşların ayrılmasıyla başladı. Bu süreçte farklı dönemlerde hem yeni insanlar gruba dahil oldu hem de yavaş yavaş kopuşlar başladı. Benim 2008'den sonra yurt dışına çıkma durumum oldu. O dönem uzaktan grup çalışmaları devam ettirmek istedik ama çok da kolay olmadı. Haliyle de ayrışmalar başladı. 2008'de ben ayrıldım. Daha sonra Ali'nin çabasıyla farklı arkadaşlar dahil edilerek, Agirê Jiyan çalışmalarını 2018’e kadar sürdürdü. Ama yine benzer meselelerden dolayı grup bir şekilde kendini feshetmek durumunda kaldı. Bireysel çalışmalar devam etti. Şener'in kendi çalışmaları vardı. Ali'nin kendi çalışmaları vardı. Benim keza öyle farklı çalışmalarım vardı. Meral'in de yine öyle.
Ali Geçimli: Bu grup dağılmalarını, bireysel kaygılar, popülizme bağlamamak gerekiyor. Ben biraz daha derin bakmak istiyorum. Biliyorsunuz o dönemler kurumlarımız da dağılmaya başladı. Bunda biraz daha politik yanların da olduğunu düşünüyorum. Mesela İstanbul'da, metropolde farklı farklı çevrelerin oluşturulması, kurumlara karşıt oluşturulan yapıların yarattığı söylemler, dağılmalara neden oldu. Sonrasında tabii başka kaygılar da gelişti.
Sizi yeniden biraraya getiren ne oldu? O süreç nasıl gelişti?
Amed Tabar: Daha sonra hepimiz bir şekilde Avrupa'da bir araya geldik. Yeniden biraraya gelme fikir aslında biraz öyle oluştu. Bunun hazırlıklarını yapmaya başladık. İlk önce kendi aramızda, “Biz uzun zamandan sonra bir araya gelebilir miyiz” tartışmalarını yürüttük. Tekrardan grup olmak gerçekten ciddi bir iş çünkü 6-7 kişi bir arada ortak düşünüyor olabilme biraz zor ama başarılabildiğinde de ciddi bir güç anlamına geliyor. Agirê Jiyan bunun güzel örneklerinden biri. Kendi aramızda bu dönemi biraz tartıştık. Daha sonra bu dönemin ne zaman nasıl yapılacağına dair hazırlıklara başladık. 2022-23 arası ilk çalışmamız böyle başladı. Ama sonuçsuz kaldı. O ara bunu beceremedik. Daha sonra bu kararı artık resmi bir hale getirdik ve çalışmalarımıza başladık.
Ali Geçimli: Bugüne bakıldığında günü birlik eserler ortaya çıkıyor. İnsanlar Kürdistan demekten bile korkarak, “Welat” demeye başladılar. Biz 90'lı dönemlerde bu şarkıları korkmadan yaptık. Şimdi geliyoruz 2000'li yıllara gerçekten çok korkarak sanat yapılıyor. Sanat korku tanımaz. Sanat sınır tanımaz. Sanatçı da kendi çevresini, kendi halkının yaşamını dile getirip, iyi gözlemleyen, sanatını bu anlamda iyi dile getiren kişiler olmak zorunda. Eğer sen halkından kopuk, halkının durumunu bilmeden sanat yaparsan güncel sanat yaparsın. Bugün sosyal medyada 1 milyon, 2 milyon, 10 milyona ulaşan sanatçıları gördük. Bu da bizi şaşırttı. “Böyle olamaz. Sanatın, sahnenin gerçek sahipleri olarak bir araya gelelim” diyerek, biraraya geldik. Yoksa geleceğimiz kültürel olarak gerçekten zehirlenecek. O yüzden bu zehirlenmenin önüne biraz daha geçme adına tekrar bir araya geldik.
Şener Yıldız: Ben biraz tekniksel boyutta ele alayım. Bir çocuk büyür ve okula gider. Sonra okuldan mezun olur. Ondan sonra kendisine bir yol arar. Bizim için aslında MKM ya da Agirê Jiyan bir okul oldu. Biz kendimizi okul içerisinde geliştirdik. Eğitimimizi tamamladık. Talihsiz olan şey, belki de talihsiz de olmayabilir ama Kürtler için böyle genelleme olduğu için böyle adlandırıyorum. Çünkü insanlar göç etmek zorunda kaldı. Ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Özellikle sanatçılar zor durumda kaldı. Dışarı gittik ve dışarıda çalışmalarımıza tek olarak da devam etmeye başladık. Bir araya gelişimizin sebebi belki de en son olarak Ali'nin oraya gelmesi oldu. Biz ülkeye geri dönemediğimiz için Ali oraya geldi, ailesiyle birlikte yerleşti. Dolayısıyla bizim yan yana gelmemiz için altyapı oluştu. Yani bu bir zaruriyet, zorunluluk ya da aşırı bir istek falan değildi. Ama derler ya; “su akar yolunu bulur.” Ondan kaynaklı doğal bir tekrardan bir araya gelişimiz var. Biz bireysel çıkışlara falan işte parmak salıyoruz falan gibi bir durum yok. Bizim doğalında başlamış olan bir grupsal çalışmamız var. Sadece biz değil diğer grupları da sonrasında aynı kader takip etti. Koma Amed'de yine Amed halkı ile burada bir araya geldi. Güzel bir duygu, güzel bir tasarım. 90'lı yıllardaki duygular bugün tekrar etti. Halkın coşkusuyla bir bütünlük kazandı. Şimdi bizde niye olmasın? Bir istek vardı. İsteğin etrafında birleştik. Bugün buradayız ve bizim için onurlu ve gururlu bir an…
Bizim için aslında MKM ya da Agirê Jiyan bir okul oldu. Biz kendimizi okul içerisinde geliştirdik. Eğitimimizi tamamladık. Talihsiz olan şey, belki de talihsiz de olmayabilir ama Kürtler için böyle genelleme olduğu için böyle adlandırıyorum. Çünkü insanlar göç etmek zorunda kaldı. Ülkesini terk etmek zorunda kaldı
O dönemde ilk çıkardığınız albümlerden bir tanesi Adarê'ydi. Albümde yer alan “Adarê” stranı yıllardır Newroz’larda çalınıyor. İlk albümünüzün isminin Adarê olmasını neden tercih ettiniz?
Ali Geçimli: Mart ayı Kürtler açısından da çok önemli bir ay. Mart ayı aynı zamanda baharın gelişi ve Kürtlerin isyanlarını, başkaldırılarını, direnişlerini sergilediği bir dönem olduğu için de önemli. Bu şarkının sözleri Mahmut Yamalak arkadaşımıza ait. Mahmut Yamalak, 90'lı dönemlerde biz grubu kurduğumuzda bizi fark etmişti. Bizimle birlikte çalışmaları devam ettirdi. Ondan sonra Adarê, Dilan, Verne şer bestelerini bize verdi. Adarê şarkısına bizde kendimizden katarak, düzenlemeler yaptık. İşte Şener Introlarını yaptı, ara geçişlerini yaptı. 2'nci ve 3'üncü kıtaları öyle değildi. Grubumuza o dönemde dahil olan Welat arkadaşımız vardı. 2'nci ve 3'üncü kıtayı da o anlam açısından uymadığı için sözlerini değiştirdi. Tabii Adare albümünün bu kadar satacağını, gelişeceğini, kitlelere ulaşacağını tahmin etmiyorduk. Ama hem şarkıların içeriği hem o dönem halkların yaşadığı acıların yani dönemin ruhunu dile getirmesi o döneme tam damgasını vurmuştu. İnsanlarda ifadesi büyük bir albümdü. O yüzden çok sahiplenildi. Tabii bu bizde daha büyük bir gurur yarattı ve kendimize olan inancımız daha çok arttırdı ve sanatımız daha çok ileriye taşımaya, bir arada yürütmeye kararlı kıldı.
Tabi birde 1992 Newroz’un baskılara ve yasaklara karşı bedenini Newroz ateşi yapan Rehşan Demirel anısına seslendirdiğiniz “Rehşan” şarkısı da Kürtlerin hafızasında önemli bir yer tutuyor. Bugün bunu yeniden Amed’de seslendirecek olmak size ne hissettiriyor?
Şener Yıldız: Rehşan Mehmet arkadaşımızın eseriydi. Onun eserini biz değerlendirdik. Bize nasip oldu. Maalesef üzgünüz ama Kürtlerin dirilişi böyle yaşanıyor. Tarihini yeniden bu şekilde yazıyor. Biz de buna cevaben arkadaşımızın eserini albümümüze aldık. Duygularımızı bir Adarê’de bir de Rehşan ile dile getirmiş olduk. Bugün de Amed Newroz’unda tekrardan 92 ruhuyla bunu anlatacağız. Çünkü Kürtlerin tarihi ve dirilişi bu aslında… Bunu eksik tutamayız. Agirê Jiyan'da bu. Dolayısıyla biz de eserlerimizi halkımızla beraber söyleyeceğiz ve tarihimizi tekrardan yeniden yazacağız.
Bugün de Amed Newrozu'nda tekrardan 92 ruhuyla bunu anlatacağız. Çünkü Kürtlerin tarihi ve dirilişi bu aslında… Bunu eksik tutamayız. Agirê Jiyan'da bu. Dolayısıyla biz de eserlerimizi halkımızla beraber söyleyeceğiz ve tarihimizi tekrardan yeniden yazacağız
Ali Geçimli: Biz halk olarak gerçekten çok büyük bedeller verdik, çok büyük acılar çektik. Rehşan düşünün ki 17 yaşında bir gençti. Yaşama dair ne hayalleri vardı. Ama maalesef ki biz halk olarak hep böyle karanlık güçlerin saldırılarıyla katliamlara uğradık, yok sayıldık, inkar edildik, asimileye uğradık. Rehşan da bu katliamlara tepki olarak kendi bedenini, bu katliamlara dur demek için, “Siz bizi, Newrozlarımızı yasaklayabilirsiniz. Ama gerekirse biz kendimizi Newroz yaparız. Yine de bu Newroz'u bu direniş sembolünü dile getiririz” diyerek, bedenini Newroz ateşi yaptı. Tabii bunu söylerken o hissettiklerini o yaşanılanları sanatçının en başta kendisine kabul ettirmesi, hissetmesi çok önemli. Biz hem gerek melodimizde hem de söylerken yorumumuzda, sanatımızda bunu hissederek dile getirdiğimize inanıyoruz. 96'dan bu yana 30 yıldır halen dillerde ise bu şarkı; eminiz ki halk bunu kabul etmiş ve biz halkımıza gerçekten bunu anlatabilmişiz, hissettirebilmişiz. Ve eminim böylesi eserleri belki bir 30 yıl daha dinleyeceğiz.
İlk çıkış yaptığınız 90’larda birçok baskı ile karşı karşıya geldiniz. Kaç defa gözaltına alındınız hatırlıyor musunuz?
Ali Geçimli: Çok fazla gözaltı yaşadık. Artık sayısını ben de hatırlamıyorum. O kadar çok alındım ki; bir yerden sonra Mezopotamya Kültür Merkezi'ne yapılan baskınlarda artık polisler, “Ali seni tanıyoruz, sen gel” diyerek, kimlik dahi sormuyorlardı. Hatta bir ara MKM basılmıştı. Bizim tiyatrocular, bir oyun için tahtadan silahlar falan yapmıştı. İşte elbiseleri vardı, kostümleri falan vardı. “Bunlar ne?” diyordu. Hatta o dönemde basında da “Silahlar bulundu” şeklinde haberler çıktı. Oysa ki; tahta silahlar. Birde “Kürdistan” yazılı bir şey bulmuşlardı. Polis, “Kürdistan neresi?” diye sordu. Dedim, “Bilmiyor musun, Irak'a girerken , ‘Welcome to Kürdistan’ yazıyor” dedim. Polis, bana “Ya çok akıllısın ya çok salaksın oğlum” dedi. Sonra da tabii gözaltına alındık. “Kürdistan orasıdır he” dedi ve orada da bir sürü dayak, işkence gördük.
O baskılara, gözaltılara rağmen müzik çalışmalarınızı sürdürme motivasyonunu nereden alıyordunuz?
Ali Geçimli: Bir yerde sen ne kadar çok baskı uygularsan, insanlara “Sen bunu yapamazsın, edemezsin dersen” insanlar inadına da olsa yapacaktır. Sonunun ne olacağını düşünmez. Hele hele gençler sonunun nereye varacağını düşünmeden, kabul etmezler. Çünkü genç kendi doğrularıyla yaşar. Beni ilk gözaltına aldıklarında 1 Mayıs'tı. Çok iyi hatırlıyorum. Daha MKM'ye yeni gitmişiz. Taksim Meydanı'na çıkış yasak, posteri de ben aldım, “Ben taşıyacağım” dedim. Posterde de “Bijî yek Gûlan” yazıyor. MKM kapısından çıkar çıkmaz polisler beni aldı. Sonra MKM başkanı da benimle geldi. Daha 17 yaşındayım. Polisler bizi Beyoğlu Karakol'una götürdü. MKM başkanının bıyıklarını tek tek çeke çeke işkence yapıyorlardı. Bana da, “Sen neye gidiyorsun oraya?” dedi. “Ben kursa gidiyorum” dedim. Banada Filistin askısı işkencesi uyguladılar. İşkence de kulağımın üstüne çok kötü vurmuştu ve kulağımın hasar gördüğünü hissettim. O kadar onurunun kırıldığını hissediyorsun ki, “Üzerime bomba versen kendimi patlatayım” falan diye düşünüyorsun. Gençsin, daha çocuksun. O şeyi kabul edemiyorsun. Halbuki, ben kendi dilimde Kürtçe şarkı söylemek istiyorum. Niye bu işkence, bu dayak, bu kavga, yok etme hissiyatı... Bu neydi? Ben gerçekten çocukken bunu sorgulamaya başladım. Bu da bende daha çok sahiplenmek, daha çok üzerine gitmek hissiyatı doğurdu. Eminim ki birçok Kürt gencinde de bu duygularla, bu hissiyatla bu direniş büyüdü.
Şener Yıldız: Beni çalışmalarda tutan arkadaşlarımın arasında olma ruhuydu. Arkadaşlarımla paylaşım ruhu beni orada tuttu. Bu benim için çok değerliydi. Aynı değerler etrafında birleşmek emek vermek güzeldi, halen güzel... Bunun müziğini yapmak, bunun sahnesi paylaşmak halen güzel.
Baskılar, gözaltılar yanı sıra unutamadığınız ya da trajikomik olduğunu düşündüğünüz ve okuyucularımızla paylaşmak istediğiniz bir anı var mı?
Ali Geçimli: Adarê albümünü yeni çıkardığımız dönem hala kabul görmüyoruz. İşte halen yasaklıyız. Yurtdışına televizyona çıkmak için gideceğiz. Tabi televizyona İsviçre üzerinden gideceğiz. İsviçre'den de zaten o dönemde kaçak geçiyorsunuz. Havalanında kontrolden geçiyoruz. O dönemde birçok kişi müzisyen olduğunu söyleyerek, yurt dışına kaçak gidiyor. Bizim yurtdışına çıkacağımız gün 20 kişilik bir ekip müzisyen olduğunu söylüyor. 20 kişinin hepsi darbuka çaldığını iddia etmiş, hepsini yakalamışlar. Neyse üzerine de biz gitmişiz. Bende müzik aleti olan kanun var. Kanunun içerisine de Agirê Jiyan'ın ilk albümünün posteri var. Tabii biz yasak falan diye düşünüyoruz. Polis birden, “Sen ne iş yapıyorsun?” dedi. “Müzisyenim” dedim. “Kanun çalıyorum” -ki ben o dönemler saz çalmayı bile bilmiyorum- dedim. “Çıkar çal” deyince aklıma poster geldi. “Ben çalmayı bilmiyorum” deyince “O zaman şöyle içeri” dedi, beni içeri götürdü. İçeride tekrar sorunca “Şarkı söylüyorum” dedim. “O zaman şarkı söyle” dedi. Bende inat ettim, “Yok söylemeyeceğim” dedim. Polis sağdan vuruyor, soldan vuruyor. Benim yüzüm kıpkırmızı, polis dövmekten kıpkırmızı. Tabii ondan sonra polis, “Allah senin belanı versin” dedi, beni dışarı çıkardı. Bir baktım Şener, Nail, Berivan'ı polislere o dönem popüler olan “Oynama şıkıdım şıkıdım” şarkısını söylüyor. Onların sayesinde ben de kurtuldum. “Bırakın bunları gitsinler” dediler. O yasaklı dönemlerde böylesi komik anılarımız da oldu.
Müzik yolculuğunuz boyunca Kürt halkının acılarını, direnişlerini sanatınız ile günümüze taşıdınız. Sanatın ve sanatçının halkların yaşadıklarına, mücadelelerine dikkat çekmesinin önemi nedir?
Ali Geçimli: Kollektif olmaktan, kollektif çalışmaktan, birlikte paylaşmaktan bahsettik. Biz ne kadar bireyselleşirsek, o kadar halktan kopuyoruz. Egoizm bizi biraz da halktan koparıyor. Halk sanatçısının ve siyasetçisinin de onları anlamasını bekliyor. Sürekli tartışılıyor; Sanat toplum için midir, sanat sanat için midir? Elbette ki sanat toplum içindir. Eğer böyle yaparsan halkın acılarını dile getirebilirsin, halkla bütünleşebilirsin. Onların hissettiklerini, yaşadıklarından kopmazsan, o zaman sanatın 30 yıl dinlenilebilir. Ya da 100 yıl dinlenilebilir. O zaman sen anonim olursun. Yani bestelerin anonim olur. Ama sen sanatı kendin için yaparsan, bireyselleştirirsen o zaman toplumdan koparsın ve güncel sanat yapmış olursun ki; bugün daha çok onu görüyoruz. Gençlerimizin, sanatımızın zehirlenmemesi için, daha çok sanatı toplum için yapabilmek için komünel, grupsal çalışmalara ihtiyaç var. Elbette ki bireysel çalışmalara karşı değiliz. Ama toplumu esas alması lazım. Toplumun acılarını görmek lazım. Süreci iyi değerlendirmek lazım. Sanatçı bir kere hem geleceği hem halkını iyi gözlemleyen, görebilen kişilerdir. Eğer bunu başarabiliyorsan sanatçı olabilirsin.
Sanatı kendin için yaparsan, bireyselleştirirsen o zaman toplumdan koparsın ve güncel sanat yapmış olursun ki; bugün daha çok onu görüyoruz. Gençlerimizin, sanatımızın zehirlenmemesi için, daha çok sanatı toplum için yapabilmek için komünel, grupsal çalışmalara ihtiyaç var
Amed’de 2003 yılında kutlanan Newroz’a katılmıştınız. 23 yıl sonra Amed Newroz’unda sahne alacak olmak size ne hissettiriyor?
Ali Geçimli: Newroz Mezopotamya'da, Ortadoğu'da farklı halklar için farklı anlamlar taşıyor ama biz Kürtler için en başta Kawaların, Mazlumların, Zekiyelerin, Rehşanların direnişlerini akıllarımıza getiriyor. Newroz aynı zamanda Kürtler için halkların eşit, özgürce kendini ifade edebildiği, özgürce yaşayabileceği bir anlam da taşıyor. 23 yıl önce Amed’e geldiğimizde alan hınca hınçtı. Biz biraz daha gençtik. O Newroz alanını belki şimdi görsek çok küçük gelecek bize ama o zaman da hissettiğim duygu milyonlarca insan vardı ve çok büyük bir heyecan yaşamıştık. Şarkılarımızı çok coşkuyla söylemiştik. Hatta bağıra bağıra şarkı söylemiştim. Çünkü o coşkuyu hissetmek, o halkla, o kitleyle birlikte o ruhu hissetmek; insanı büyük bir şekilde heyecanlandırıyor. Eminim ki; yine aynı duygularla, heyecanla, coşkuyla, hissiyatla o şarkıları, duyguları dile getireceğim. Umarım biraz daha sakin olurum. Bağıra bağıra söylemem.
Amed Tabar: Benim buraya gelişim de biraz talihsiz şeyler gelişti. Amed’e geç gelmek durumunda kaldım. Şu an tekrar Amed sokaklarında, burada oluyor olmak gerçekten heyecan verici. İlk Harbiye konserimizi yaptığımızda orada çalarken, ellerimin titrediğini hissetmiştim. Muhtemelen Amed Newroz'unu kutlarken yine aynı hisse kapılacağımı düşünüyorum. Yüzbinlerin, milyonların karşısında tekrardan böyle onurlu, gururlu bir şekilde onlarla bu nefesi solmak hem onur verici hem gurur verici.
Şener Yıldız: Yani bizim için aslında yeni bir şey değil o duygu bizim için her zaman her sahneye çıktığımızda yeni bir duygu gibiydi. Mesela bugünlerde insanlar Rehşan'ı tekrardan paylaşıyorlar. Ortadoğu'daki her halk için Newroz'un aslında bir anlamı var ama Kürtlerin biraz dirilişiyle alakası olduğu için tabii ki bir Adarê’yi söylemek, Newroz'u söylemek başka bir duygu. Bunun heyecanını geçmiş yıllarda yaşadığımız heyecanla birlikte yaşayacağız.
Türkiye’de bugün devam eden Barış ve Demokratik Toplum süreci var. Kürt meselesinde çözümün konuşulduğu bugünlerde sanatçılara nasıl bir rol düşüyor?
Amed Tabar: Gelinen durumdaki süreç sonuç olarak kendi başına oluşan bir durum değil. Bunun için büyük savaşlar, büyük kavgalar, büyük emekler verildi. Sanatçıların da büyük çabaları oldu. Agirê Jiyan'da da bu gruplardan biridir. Ali'nin de bahsettiği gibi 90'larda arkamızda sivil polislerin peşimizden geldiği, silahlar karşısında konser verdiğimiz dönemlerdi. Bu çabalar, emekler bahsedilen dönemin birer yapı taşı. Daha çok güç getirilebilir miydi? Evet, getirilebilirdi. Çünkü bir ülkenin yıkımı da var oluşu da gerçekten sanatçılar ya da edebiyatçılar bunun çok ciddi yapıtaşları olabiliyor. Gelinen dönemde de şu an Agire Jiyan Amed'de Newroz'a katılacak. Bu aslında dönemin iyiye doğru gittiğinin bir işareti ve biz Agire Jiyan olarak bu dönemde payımıza düşeni her şeyi göze alarak çaba göstereceğimizin bir işareti olarak aslında geldik. Bu sürecin arkasında olduğumuzu, destekçisi olduğumuzu söylemek istiyorum.
Gelinen dönemde de şu an Agire Jiyan Amed'de Newroz'a katılacak. Biz Agire Jiyan olarak bu dönemde payımıza düşeni her şeyi göze alarak çaba göstereceğimizin bir işareti olarak aslında geldik. Bu sürecin arkasında olduğumuzu, destekçisi olduğumuzu söylemek istiyorum
Ali Geçimli: Aslında sadece sanatımızı konuşmak isterdik ancak biz Kürtler zulme, baskılara uğramış halklardan olaraktan her şeyi üstlendik. Aslında mecbur üstlendik, mecbur kaldık. Çünkü hem siyasetçi hem sanatçı hem ekonomist hem gazeteci hem tiyatrocu olduk. Bir sürü şey olmak zorunda kaldık. Her zaman barıştan yana, insanların bir arada yaşayabileceği, eşit ve onurlu bir şekilde yaşayabileceği bir dünyayı hedefledik. Ki bugüne kadar şarkılarda bahsettiğimiz birçok insan da emin olun ki bu uğurda yaşamlarını verdiler. O yüzden o dönem baskıları ve zulümleri dile getiriyorduk. Bugün de barışı dile getireceğiz. Çünkü inanın ki direnişin olduğu dönemdeki zorlukların aynısı barış döneminde de olacak. Barış daha belki de zor yaşanacak. Daha problemli olacak. Çünkü barışı yaşatmak herkesin işine gelmeyecektir. İşte karanlık güçler belki de bu barışı baltalamak için, barışı bastırabilmek için türlü türlü oyunlar oynanacak. Ama bizler, Kürtler geçmişten günümüze kadar böylesi siyasetleri çok yaşadık, çok gördük ve ders çıkardık diye düşünüyorum. Karşı taraf da ders çıkardığını düşünüyorum. Yani bu baskıyı, zulmü uygulayanlar; hem ekonomik olarak hem siyasi olarak hem de ticari olarak çok şey kaybetti. O yüzden savaşın kazanını olmaz. Barış herkese kazandırır. Onurlu bir şekilde barışı istiyoruz.
Şener Yıldız: Toplumlar bir araya gelmeli, kucaklaşmalı. Maalesef işte her defasında bahsediliyor ya; bir Ortadoğu bataklığı var. Bunun içerisinde bir yok olma, yitip gitme durumu da söz konusu. Bizler kavgayı süreklileştirmekten yana değiliz. Özellikle sanatçılar, müzisyenler, şairler hiçbir zaman bundan yana olmamalı. Ama biz haklarımızı sonuna kadar savunacağız. Kavga sonsuz sürmeyeceğine göre barışın, diyaloğun dilini öne çıkartmak o da bizim biraz görevimiz. Newroz'da da yansıyacaktır ve yansıyor diye görüyorum. Barışın sesi bence yükselmeye başladı. Bu bütün toplumlar için umut verici.
Agirê Jiyan’ın yeni çalışmaları var mı? Bu konuda dinleyicilerinizi bir sürpriz bekliyor mu?
Ali Geçimli: Tabii yeni çalışmalarımız var. Amedspor'la ilgili bir çalışmamız var. Biz buraya geldiğimiz ilk gün, Amedspor maçına da gittik. Çok gururlandık. Yeni bir eserimizi Amedspor için yapmıştık, orada seslendirdik. Bir de 21 Mart'ta Newroz için bir hazırlığımız var. Tabii bu iki besteyi de bizim Amed Tabar arkadaşımız yaptı, onun emekleri. Biz de, kendimizce katkı sunmaya çalıştık. Yeni çalışmalarımız var ama albüm şeklinde olmayabilir. Bakalım ileride daha ne sürprizler bizi bekleyecek, göreceğiz. Ama bir çabamız, üretimimiz ileriki süreç için de düşündüğümüz şeyler var.
Yeni bir eserimizi Amedspor için yapmıştık. Bir de 21 Mart'ta Newroz için bir hazırlığımız var. Tabii bu iki besteyi de bizim Amed Tabar arkadaşımız yaptı, onun emekleri. Biz de, kendimizce katkı sunmaya çalıştık. Yeni çalışmalarımız var ama albüm şeklinde olmayabilir
Şener Yıldız: Yani biz üretimsiz değiliz aslında. Ali'nin kendisiyle ilgili üretimleri devam ediyor, benim de kendimle ilgili üretimlerim devam ediyor. Ama şunu görebiliyorum; toplumun bizden Agire Jiyan olarak bir beklentisi var. Ürettiğimiz şarkıları hemen paylaşmak istiyoruz. Bunu zaman dilimi olarak da, bu zaman dilimini uygun gördüğümüz için... Amedspor normal bir takım değil ki. Amedspor üstlenmiş olduğu ya da çatısını oluşturduğu bir ev var. O evin içi dolu. Başka bir kavram birlikteliği var onun içerisinde. Bunun gibi Newroz'un nasıl bir birlikteliği varsa Newroz’a atfen bir eser yaptık. Güzel bir şekilde sahnelemek istiyoruz.
Son olarak Newroz’a dair bir çağrınız var mı?
Amed Tabar: Newroz'un bizim grubumuz açısından çok önemi var. Çünkü bir çok şehadetin yaşandığı, arkadaşlarımızın, yoldaşlarımızın acısını, onların çağrısını bir şekilde hissiyatlarımızla, şarkılarımızla dile getirdiğimiz bir ay. Amed'de Newroz'a dahil olmak bizim için aslında hem onur hem gurur verici bir durum. Klişe olacak ama tüm halkımızı bekliyoruz. Gelsinler beraber Newroz'u uzun yıllardan sonra Agirê Jiyan'la birlikte, beraber kutlayalım.
Ali Geçimli: Umarım bu sefer de şarkılarımızı birlikte söyleyeceğimiz bir Newroz'u yaşarız. Halkımızı da orada mutlaka görmek istiyoruz. Bütün kötü koşullarda, zor koşullarda, yasaklı dönemlerde aslında halk gelip hem bayramlarına hem mücadelelerine hem direnişlerine sahip çıktılar. İnanıyorum ki, Amed halkı da öyle bir halk. Gelip Newrozlarına, bayramlarına, direnişlerine, yoldaşlarına, şarkılarına, özgürlüklerine, barışa sahip çıkacaklar.
AGIRÊ JIYAN HAKKINDA
Grubun temelleri 1990’da Nail Yurtsever, Ali Geçimli ve Şener Yıldız tarafından kurulan Koma Çepexçur olarak atıldı. 1992’de Mezopotamya Kültür Merkezi faaliyetlerine dahil olan grup, adını Koma Agirê Jiyan olarak değiştirerek, yoluna devam etti. Agirê Jiyan, bugüne kadar 4 albüm çıkardı: Adarê (1996), Helîn (1999), De Were (2006) ve Aştî (2014) albümlerini çıkardı. Agirê Jiyan, farklı farklı sanatçıların katılımıyla çalışmalarını grup olarak sürdürse de 2018 yılında dağıldı. 2022 yılında yeniden grubun biraraya gelmesi için girişimler yapılsada ancak 2025 yılında sonuçlandı. Agirê Jiyan bir kez daha grup olarak yeniden çalışmalarını sürdürme kararı aldı.
Qazî Mihemed’in “Xwezî gelekên wiha ji me hebûyana!” dediği Hesen Qizilcî, yazıyı bir anlatım yolu olmanın ötesine taşıyarak, onu bir direniş biçimine dönüştürdü.
Küçük yaşlardan itibaren kilam söylemeye başlayan, aile ve çevre baskısına rağmen bu geleneği sürdüren Dengbêj Hanım Sezan, “Başkaldırdım ve söyledim” dedi.
Of ilçesinde düzenlenecek olan resim çalıştayı ile ilçenin tarihini sanatla buluşturmayı hedefleyen Of Folklor Derneği, ilçe ile kalıcı bir bağ kurdurmak istiyor.