HABER MERKEZİ - Pakistan ve İran'ın uyguladığı baskı politikalarının hak ihlallerini artırdığını belirten Beluc Kayıpların Sesi koordinatörü Aroosa Baloch, "Mücadelemizin özünde onur, özgürlük ve kimliğimiz var" dedi.
Pakistan'ın Belucistan'a dönük son dönemde başlattığı baskı politikaları artarak devam ediyor. Yılın başından itibaren süren askeri saldırıların yanında, zorla kaybettirme ve siyasi tutuklamalarla içerideki baskı giderek derinleştiriliyor. Pakistan, bu baskılar sonucu birçok Beluc insan hakları savunucusu ve aktivistine ceza verdi. En son ceza alan iki isim, Belucistan Birlik Komitesi (BYC) lideri ve insan hakları savunucusu Mahrang Baloch ve insan hakları aktivisiti Sibghatullah oldu. Mahrang Baloch ve birlikte yargılandığı Sibghatullah'a 23 Haziran'da 2024 yılında bir miting sırasında, paramiliter bir askerin öldürülmesi olayında, "paramiliter askere ölümcül şekilde saldıran kalabalığı kışkırtmak" nedeniyle ömür boyu hapis cezası verildi.
Pakistan'ın, Belucistan'a dönük artan saldırılarına dair konuşan Uluslararası Beluc Kayıpların Sesi (International Voice for Baloch Missing Persons) Koordinatörü Aroosa Baloch, zorla kaybetmeler ve yargısız infazların Beluc halkını etkileyen en ağır insan hakları ihlalleri olduğunu belirtti.
'ÇATIŞMA GÜVENSİZLİĞİ DERİNLEŞTİRİR'
Zorla kaybetme, tutuklama ve yargı kıskacının Belucistan'da sürdürülmeye çalışılan korku iklimini sürdürme politikası olduğunu kaydeden Aroosa Baloch, "Bu uygulamalar yalnızca kaybedilen kişilerin değil, aynı zamanda sevdiklerinin hayatta mı yoksa ölü mü olduğunu bilmeden yıllarca onları arayan ailelerin de sürekli psikolojik travma yaşamasına neden oluyor. Hükümet bu politikalarla siyasi muhalefeti bastırmak istiyor. Devletler, uzun yıllardır süregelen siyasi sorunları ve adalet taleplerini çözmek yerine, çoğu zaman diyalogdan ziyade güvenlikçi politikaları tercih ediyor. Aktivistleri, öğrencileri, aydınları ve sıradan sivilleri hedef alarak insanların örgütlenmesini ve seslerini yükseltmesini engellemeye çalışıyor" dedi.
Mevcut baskı politikalarının siyasi çatışmaları çözmeyeceğinin tarihsel bir gerçeklik olduğunu hatırlatan Aroosa Baloch, çatışmaların güvensizliği derinleştirdiğini ve toplumsal hafızayı güçlendirdiğini söyledi. Aroosa Baloch, "Çatışmalar aynı zamanda hesap verebilirlik taleplerini artırır. Kalıcı barış ancak şeffaflık, adalet, insan haklarına saygı ve samimi siyasi diyalog yoluyla sağlanabilir, zorla kaybetmeler ve şiddet yoluyla değil" şeklinde konuştu.
'DURUM ENDİŞE VERİCİ'
Mahrang Baloch'un aldığı ömür boyu hapis cezasının endişe verici olduğuna değinen Aroosa Baloch şunları söyledi: "Eğer barışçıl aktivistler ve insan hakları savunucuları, zorla kaybedilen kişilerin akıbetini sordukları için hapse atılıyorsa, bu durum barışçıl sivil katılım alanının giderek daraldığına dair ciddi bir mesaj vermektedir. Belucistan Birlik Komitesi, zorla kaybedilenlerin ailelerini, öğrencileri, kadınları ve sivil toplum temsilcilerini büyük ölçüde barışçıl yöntemlerle bir araya getiren bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. Bu tür hareketler kamuoyundan destek gördüğünde hükümetler çoğu zaman dile getirilen sorunlarla yüzleşmek yerine uydurma davalara, kovuşturmalara, tutuklamalara ve çeşitli kısıtlamalara başvurmaktadır. Böylesine yoğun baskı, eleştirileri susturma ve başkalarını da barışçıl aktivizme katılmaktan caydırma girişimidir. Ancak barışçıl sesleri bastırmak sorunları ortadan kaldırmaz. Tam tersine, toplumsal hayal kırıklığını artırır ve siyasi uzlaşmayı daha da zorlaştırır. Kalıcı istikrar; bağımsız mahkemeler, adil yargılanma hakkı, insan hakları savunucularının korunması ve barışçıl savunuculuğun suç haline getirilmesi yerine anlamlı bir diyalog gerektirir. Ne yazık ki işgal altındaki Belucistan'da mahkemeler bağımsız değil; üniformalı yetkililerin kontrolü altındadır."
'BİR GERİ BIRAKILMIŞLIK TABLOSU’
Aroosa Baloch, İran politikalarının da Pakistan'dan çok farklı olmadığını, her iki devletin de Belucistan'ı "stratejik" ve "ekonomik zenginlik kaynağı" olarak sömürdüğünü kaydetti. Aroosa Baloch, "Belucistan'ın doğal gaz, maden, kıyı şeridi ve diğer doğal kaynaklar bakımından büyük bir zenginliğe sahip olmasına rağmen Beluc halkının büyük bölümü hâlâ temiz içme suyuna, sağlık hizmetlerine, eğitime ve temel altyapıya güvenilir biçimde erişememektedir. İran'ın Sistan ve Belucistan Eyaleti'nde bölgeden önemli devlet gelirleri elde edilmesine rağmen Beluclar yaşamlarını sürdürebilmek için hâlâ güvenli olmayan su çukurlarına bağımlıdır. Pakistan işgali altındaki Belucistan'da da benzer bir geri bırakılmışlık tablosundan sıkça söz edilmektedir" ifadelerini kullandı.
BELUC HALKI HAKLARININ İADESİNİ BEKLİYOR
Belucistan halklarının maddi olarak sömürülmesinin yanı sıra siyasi olarak da marjinalleştirilmeye çalıştırıldığını belirten Aroosa Baloch konuşmasına şöyle devam etti: “Kalıcı bir çözüm ancak Belucistan halkının kendi kaynakları üzerinde gerçek söz sahibi olması, siyasi karar alma süreçlerine anlamlı biçimde katılması ve kendi ekonomik geleceğini belirleme hakkına sahip olmasıyla mümkündür. Beluc ulusunun direnci, onlarca yıl boyunca siyasi çatışmalar, ulusal kimlik ve özgürlük talepleriyle şekillenen ortak tarihsel deneyimin bir yansımasıdır. Üç farklı devlet arasında bölünmüş olmalarına rağmen Beluclar ortak tarihlerini, dillerini ve ulusal kimliklerini güçlü biçimde korumayı başarmışlardır. Bir Beluc olarak biz mücadelemizin özünde onur, özgürlük ve kimliğimizin korunmasının bulunduğuna inanıyoruz. Zorla kaybetmelerden, yerinden edilmelerden ve çatışmalardan etkilenen aileler, seslerini duyurabilecek başka bir yol görmedikleri için mücadelelerini sürdürmektedir.”
Aroosa Baloch, Beluc halkının temel hak ve özgürlüklerinin güvenceye alınması gerektiğini belirterek, “Bir insan hakları savunucusu olarak taleplerimiz; zorla kaybetmelere son verilmesi, insan hakları ihlallerinden sorumlu olanların hesap vermesi, siyasi tutukluların serbest bırakılması ve kimlik hakkı da dâhil olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıdır” çağrısında bulundu.
MA / Ceylan Şahinli