RIHA - ABD’nin Ortadoğu’ya dönük politikalarını takip eden Garo Paylan, "Çıkarlar ABD’de birinci sırada, gerisi teferruattır” derken, Abdullah Öcalan'ın çatışmalara yaptığı müdahaleyi, “En büyük devrimci tutum, oradaki (Rojava) sosyolojiyi korumaktı. Bence Sayın Öcalan’ın yapmak istediği de buydu” dedi.
ABD, Türkiye, İsrail ve Suriye’nin imzaladıkları Paris anlaşmasıyla birlikte Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılar gerçekleşti. Saldırılar 29 Ocak anlaşmasına kadar sürdü. Antlaşma kapsamında Şam yetkilileri ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi arasında entegrasyon görüşmeleri başladı.
ABD’de bulunan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HDP) eski Milletvekili Garo Paylan, ABD’nin saldırılardaki rolü ve bölgeye dair politikasına yönelik Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.
4 Ocak’ta Paris’te ABD öncülüğünde bir toplantı yapıldı. Pek çok devletin de içinde yer aldığı bu toplantı sonrası Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar başladı. Kürtler, saldırıların bu toplantı ile geliştiğini belirtiyor. Siz de ABD’desiniz. Bu toplantıya dair ABD’de ne konuşuluyor?
Bu saldırılar gümbür gümbür geliyordu. Zamanın Rojava’nın aleyhine işlediğine dair uyarılar yapmıştım. Çünkü Washington’dan bunu okuyabiliyordum. Washington’da Rojava’yı önemseyen bir kesim var ama ABD tamamen çıkarlarını önceleyen bir şirket gibidir. ABD çıkarlarına uygun olan bir davayı, mücadeleyi destekleyebilir. Ama çıkarlarının aleyhine olduğunu düşünürse arkasını dönüp gidebilir. Bunu bir kez daha yaşamış olduk. ABD uzun zamandır özellikle de Şara Şam’ı ele geçirdiğinden beri bir şans verme siyaseti izliyor. Bu konuda Suudi Arabistan ve Türkiye çok büyük çaba gösterdi. Birleşmiş Milletler (BM) kürsüsünden konuştu. Bu cihatçı, terörist olması algısından onu meşru bir Cumhurbaşkanı durumuna çıkardı. Pek çok defa uyarıda bulundum. ABD’nin siyaseti değişiyor diye. ABD yıllarca Rojava ile birlikte hareket etti ve bunu da taktik, dönemsel bir strateji olarak ortaya koydu. Türkiye Filistin meselesini nasıl bir kart olarak kullanıyorsa, İsrail de Kürt meselesini bir kart olarak kullanıyor. Bahsi geçen toplantıda İsrail ve Suriye bir antlaşma yaptı ve Türkiye bu antlaşmanın mimarlarından biriydi ve saldırılara yol verildi.
ABD’nin şu anda Rojava’da var olan sisteme dönük yaklaşımı ne? Bunu Ortadoğu’daki çıkarlarına, planlarına engel olarak mı görüyor?
Şu anda bir dünya düzeni yok. İnsan hakları önemli değil. Trump yönetimi, “Güç eşittir, hak” diyor. Aynı şeyi Ermenistan Karabağ da yaşadık. ABD gözünü kapattı. Çıkarlar ABD’de birinci sırada, gerisi teferruat.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin üç temel kolonu var. Bunlar demokrasi, kadın özgürlüğü ve ekoloji. Trump yönetimi bunlardan çok uzak. Kadını dekoratif görüyor. Trump ekolojiye de inanmıyor. Daha çok petrol, daha çok doğalgaz çıkarılmasını istiyor. Petrol şirketleri ile hareket ediyor. Kürt Özgürlük Hareketi’ne taban tabana zıt bir siyaset izliyor. Ancak bu yüzden yaptığını söyleyemeyiz. Çünkü bundan daha büyük bir hikaye var. Tom Barrack ve Trump arkadaşlar ve Barrack Lübnanlı bir siyasetçi. Lübnan yıkılmış bir ülke. Barrack buna sebep olarak Hristiyanlara Cumhurbaşkanlığı, Sunnilere Başbakanlık, Şiilere Meclis Başkanlığı verilmesini görüyor. Böyle bir şeyin Suriye’de olmasını istemiyorlar. Bu nedenden ötürü "monarşiler daha iyi" diyorlar. "Erdoğan ile çok daha rahat çalışırız, Ahmet El Şara zaten bizim çıkarlarımıza göre hareket eder" motivasyonunu yaşıyorlar. Suudiler ve Türkiye ikna etti. Trump’ın Rojava’nın ideolojisini bildiğini bile düşünmüyorum. Onun için çıkarlar önemli. Şunu bilmemiz lazım; elbette ilkelerimize sahip çıkacağız, önemli. Eskiden bir dünya düzeni vardı, insan hakları vardı. Ahlaki değerler önemliydi. Ancak artık dünya düzensizliği içindeyiz. Şu anda bir dünya düzeni yok. İnsan hakları önemli değil. Trump yönetimi, “Güç eşittir, hak” diyor. Aynı şeyi Ermenistan Karabağ da yaşadık. ABD gözünü kapattı. Çıkarlar ABD’de birinci sırada, gerisi teferruat.
Bu saldırılara karşı Cumhuriyetçi ve Demokrat senatörler, “Kürtleri Koruma Yasa tasarısı" hazırladı. Bu yasa tasarısına ilişkin tartışmalar ne aşamada?
Kongrede Kürtlerin hak kazanması için Adem-i Merkeziyetçi bir yapı isteyenler var. DAİŞ’in yeniden canlanmasından korkanlar var. Ahmet El Şara’ya bu kadar şans verilmesine karşı çıkanlar var. Bu nedenlerden ötürü böylesi bir öneri ortaya çıktı. Trump, saldırılar sırasında Ahmet El Şara ve Erdoğan’ı aradı. İronik olarak saldırıları bir anlamda durduran da Trump oldu. Trump kamuoyunun ve senatörlerin baskısı ile arayıp, “Artık yeter, durun” dedi. Ama bu bir güvence değil. İki adım geri atıyorlar, sonra yine devam ediyorlar. Kongredeki tartışmaları biliyorum; ABD’nin çıkarları her zaman önceliktir. Şu anda Ahmet El Şara’ya ana akım bir destek veriliyor. Bundan geriye kalan ise kaygı. Daha önce Rojava siyasi bir gündem iken şimdi ise kaygı olarak var. Trump yönetimi mağdurları sevmiyor. Eğer çıkarları var ise mağdurları seviyor.
ABD’nin Suriye’den askerlerini çekmeye başlamasının başat nedeni nedir?
Trump yıllardır askerlerini çekmek istiyor. Trump o zaman durduruldu. O zaman Esad devredeydi, İŞİD vardı. ABD’nin diğer kurumları Trump’ı durdurmuştu. Çekilme konusunda çok kararlıydı. Ama arkasında bir enkaz bırakmak istemiyordu. Şu anda çekilmesinin temel sebebi bence İran. İran ABD üstelerine saldıracağını ilan etti. Suriye’deki üstlerinin de hedef olacağını biliyor ve bu yüzden çıkıyor.
Askerlerini çekerse Suriye’de neler yaşanır?
Bunu önemseyenler var ama Trump bunu önemsemiyor. Ahmet El Şara’ya güveniyor ve azınlıklara saldırmayacağına dair güvence verdi. Belki bu aşamada Kürtlere dönük bir saldırı içine girmeyebilir. Peki ya bölgesel bir kaos olursa? En büyük tehlike bu. O zaman herkes kendi canını kurtarmaya bakacak. ABD de askerlerini riske atmak istemiyor. İsrail’in güvenliği de temel motivasyon. Geri kalan ise onlar için bir teferruat. Mesela Afganistan’dan çekilirken arkasına dönüp bakmadılar. Demokrat bir yönetimdi, ancak arkalarına dönüp bakmadılar. Kürtlerin hakkını savunanlar, Adem-i Merkeziyetçi bir yapı olmasını isteyenler var ama bu bir güvence değil.
Hakan Fidan’ın Irak’a dair söylemleri oldu. ABD’nin Irak’a dair planı ne?
Şu aşamada Trump İran’a saldırmak istemiyor. Çünkü bu Kasım'da ara seçimler var. Anketlerde Trump yüksek çıkmıyor. Ara seçimleri kaybetme olasılığı var. Eğer saldırırsa petrol fiyatları 100 doların üzerine çıkar. Bu seçimi kaybetmesine sebep olur.
Irak, kaynayan kazan. ABD, Başbakan adayından (Maliki) hiç memnun değil ve İran yanlısı olduğunu düşünüyor. Bu nedenle yükselen bir tansiyon var. İran saldırısı sırasında Irak’ın takınacağı tavır çok önemli. Ayrıca bir Sunni hat oluşuyor. Kürtler kaygılı ve yakınlaşmaya çalışıyor, Şiiler toplanıyor. Bu nedenle kutuplaşma artıyor. ABD, İran’a yönelik saldırıda Irak’ın nötr kalmasını istiyor. Bunun için de Şii unsurları dengeliyor. Fidan ise Haşdi Şabi’nin Sincar’ı kuşattığını söylüyor. Birlikte operasyon yapabiliriz diyor. Bu ABD’yi ciddi rahatsız eder. Ama şu aşamada Trump İran’a saldırmak istemiyor. Çünkü bu Kasım'da ara seçimler var. Anketlerde Trump yüksek çıkmıyor. Ara seçimleri kaybetme olasılığı var. Eğer saldırırsa petrol fiyatları 100 doların üzerine çıkar. Bu seçimi kaybetmesine sebep olur. Önümüzdeki günler gergin geçecek ve pek çok fırsatı ve riski barındırıyor. Herkesin çok dikkatli olması lazım.
Abdullah Öcalan’ın bu süreçteki rolü nasıl değerlendiriliyor?
Suriye’de Kürtlerin elinde pek çok kart vardı. Bu kartlar masada kullanılabilirdi ama masada kullanamadan sahada kaybedildi. Ancak bence hala kartlar var. Sayın Öcalan karanlık dönem olduğunu görüyor. O yüzden bu sürecin başlamasına ön ayak oldu. Halkını bir felaketten kurtarmaya çalışıyor. Zaman zaman eleştiriler görüyorum ama bence çok önemli bir misyon ortaya koyuyor. Halkını bir felaketten korumaya çalıştı. Savaş, katliam getirebilir diyordu. Bir an önce antlaşma masasına oturun çağrısında bulundu. Bu okunamadığı için masada kullanılacak kartlar sahada kaybedildi.
Bu süreçte Abdullah Öcalan’ın eli nasıl güçlendirilebilir?
Mazlum Abdi’nin Suriye Dışişleri Bakanı ile birlikte ABD’nin Dışişleri Bakanı’nın elini sıkması tarihi bir görüntüdür. Bir meşrutiyet kazanılmıştır. Kürt halkının mücadelesi ile oldu bu. Şimdi olması gereken Sayın Öcalan’ın da bu meşrutiyeti kazanabilmesidir.
Eldeki kartları Sayın Öcalan’ın masada kullanmasını sağlayabilecek şekilde korumak önemli. Baş müzakereci olarak görülüyorsa bu müzakereleri hem Türkiye hem de Suriye ile yapabilmesinin şartı bir an önce bu süreçlerin ilerlemesinden geçiyor. Erdoğan yönetiminin de istediğini büyük ölçüde aldığını düşünüyorum ve maksimalist tavrını sürdüreceğini düşünüyorum. Türkiye’deki sürece can vermek hayati önemde olacak. Mazlum Abdi’nin Suriye Dışişleri Bakanı ile birlikte ABD’nin Dışişleri Bakanı’nın elini sıkması bence tarihi bir görüntüdür. Bir meşrutiyet kazanılmıştır. Kürt halkının mücadelesi ile oldu bu. Antlaşma ile birlikte Mazlum Abdi dünya sahnesine çıktı. Şimdi olması gereken Sayın Öcalan’ın da bu meşrutiyeti kazanabilmesi. Müzakere şartlarını kazanabilmesi, bir yasanın çıkması gerekiyor. Türkiye’de “Irak ve Suriye kaynarken, bu kaosta artık daha fazla Kürtlere saldırmak Türkiye’nin çıkarına aykırıdır” diyen bir akıl da var. Türkiye’de yumuşak elin devreye girme olasılığını görüyorum ama hala sert eli de “Devam edelim. Daha fazla ezelim” diyor. Erdoğan bu iki eli de her zaman kullanmıştır. Şu anda kamuoyu olarak bu yumuşak elin ve Sayın Öcalan’ın devrede olmasını sağlamak gerekiyor. Ancak şu anda bir rahatlama görüyorum. 15 gün önce herkes ayaklanmıştı. Büyük bir isyan vardı. Ancak şu an bir rehavet var. Hiç rehavet içinde olmamak gerekiyor. Her gün hem Türkiye hem de Suriye’deki süreçlerin ilerlemesi için zorlamamız lazım. Eğer zorlayamazsak, bu süreçler akamete uğrarsa Suriye’de provokasyonlarla karşı karşıya kalabileceğimizi ve Kürt halkı ile diğer halklarının kazanımlarına karşı saldırıların devam edebileceğini düşünüyorum.
Abdullah Öcalan’ın bu süreçteki rolü neydi?
Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki çatışması sırasında “Karanlık dönem geliyor, maksimalist taleplerinizi minimalize edin” diyordum. Burada halkı korumak, o sosyolojiyi korumak önemlidir. En büyük devrimci tutum, oradaki sosyolojiyi korumaktır. Bence Sayın Öcalan’ın yapmak istediği de bu. Bu karanlık dönemde kötünün en iyisi ile bu karanlık dönemi atlatmak. Olabilecek en iyi şekilde statüyü elde etmek ve halkı korumak. Bahçeli geçtiğimiz günlerde “Soya dayalı bir tanımı reddediyoruz” dedi. Bu da bir kazanımdır. Çağrım herkese; bu karanlık dönemin gerçekliğine uygun davranmak gerekiyor. Yani rasyonel olmak gerekiyor. Başta halkını korumak geliyor. Beli statü, hukuki güvenceler elde edip geleceğe taşımak geliyor. Bu karanlık dönem biterse o zaman daha fazlasını isteyebiliriz. En fazlasını ben de istiyorum ama şu anda bu gerçekçi değil.
İsrail ve ABD’nin İran planları ne?
Türkiye, İran’a dönük saldırıyı durdurmak istiyor. Çünkü orada da çok fazla Kürt yaşıyor ve orada da defacto bir durumun yaşanmasından korkuyor. Ayrıca İsrail’e karşı yalnız kalacağını da düşünüyor. İran’ı bir denge olarak görüyordu.
İsrail’in stratejik hedefi oradaki rejimi devirmek ve sonrasındaki hedef bir geçiş dönemi sağlamak. ABD bir yerin demokratik, otokratik olmasına değil, kendi çıkarlarına göre çalışıyor mu, çalışmıyor mu? Buna bakıyor. Kürtleri veya hiç kimseyi düşünmez. En fazla bir kart olarak düşünür. İsrail’in ise biraz farklı. İran’ın parçalanmasını istiyor. Çünkü yarın başka bir rejimin gelip karşıtları olma olasılığını da düşünüyorlar. Ama bunlar Kürtlerin ve diğer halkların çıkarına mı tartışmak gerekiyor. Keşke bölgesel çözümler üretebilsek ama ne Türkiye ne de diğerlerinde böylesi bir akıl yok. Türkiye, İran’a dönük saldırıyı durdurmak istiyor. Çünkü orada da çok fazla Kürt yaşıyor ve orada da defacto bir durumun yaşanmasından korkuyor. Ayrıca İsrail’e karşı yalnız kalacağını da düşünüyor. İran’ı bir denge olarak görüyordu.
İsrail de Kürtleri bir kart olarak görüyor. Herkes İsrail ve Türkiye arasındaki gerilim nedeniyle İsrail’in Kürtleri koruyacağını düşünüyordu. Öyle bir şey yok. Unutmayalım, İsrail ve Türkiye ABD’nin en büyük iki müttefiki. ABD ne Türkiye’den ne de İsrail’den vazgeçer. Trump da gelir gelmez bunu zaten açıkladı. Trump bu iki gücü barıştırmak istiyor. Arka kapı diplomasisi de sürüyor. Sonra ne oldu? Paris’te iki güç bir araya geldi ve Kürt halkının kazanımları masada terk edildi. İsrail’in, Kürt meselesine stratejik olarak baktığını düşünmüyorum. Elbette Adem-i Merkeziyetçi bir Suriye’yi tercih ediyor kendi çıkarları için ama buna güvenilemez. Zaten bu Paris’te yaşandı. “İsrail asla Kürtleri yalnız bırakmaz” deniliyordu. Ancak İsrail masada Türkiye ve Suriye ile anlaştı, yoluna devam etti. Zaman zaman sesini yükseltip bu kartı elinde bulundurmak isteyebilir ama bu kartı her zaman masada bırakılabilir.
MA / Mehmet Aslan