İZMİR - Barış ve demokrasi mücadelesinin birbirinden ayrılamayacağını belirten Tunç Soyer, yaşananlara karşı Türkiye'deki bütün muhalefeti de içine alacak geniş bir ittifaka ihtiyaç olduğunu söyledi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat'ta paylaşılan "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı"nın yankıları sürüyor. Çağrı dünyanda yankı uyandırırken, aradan bir ay geçmesine rağmen devlet ve hükümet halen somut bir adım atmış değil. Tüm bu gelişmeler yaşanırken, CHP İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli ve Beylikdüzü belediye başkanlarının da aralarında olduğu 48 kişi tutuklandı. CHP’li Şişli Belediyesi'ne ise kayyım atandı.
İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı ve siyasetçi Tunç Soyer, Kürt soru ve İmamoğlu'nun tutuklanmasına dair değerlendirmelerde bulundu.
DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ
Bir ülkenin itibarı ve güvenilirliğiyle ülke içinde insanların mutluluğunun, hukukun üstünlüğü ile sağlanabileceğini söyleyen Soyer, "Ekrem bey ile ilgili yürütülen davanın haklı delilleri veya gerekçeleri olup olmadığını bilmemize imkan yok. Ama şunu biliyoruz ki; çok daha ağır şaibe iddiaları olan çok daha ağır yolsuzluk haberleri duyulan belediyelerle ilgili hiçbir çalışma yapılmadı. Mesela Ankara'daki Ankapark denilen milyarlık çöp yatırımının hesabı sorulmadı. Şimdi bütün bunlar olurken iğneyle kazıyıp suç üretmeye çalışmak, kamuoyunun vicdanını zedeliyor. Ekrem Bey'in ve 48 kişinin tutuklanması haksızlık ve adaletsizliktir. Adil bir yargılama süreci olacağına dair bir inanç da yok. Tek bir amacın olduğu herkesin zihnine yerleşmiş durumda. O da; cumhurbaşkanımızın, cumhurbaşkanı adaylığına rakip olacak kim varsa onu bertaraf etmek ve oyun dışı bırakmak istemesi. Bu da bir dikensiz gül bahçesi yaratmak istemesinden kaynaklanıyor" dedi.
'KAYYIM İHTİMALİ ORTADAN KALKMADI'
"Kent Uzlaşısı" gerekçe gösterilerek açılan soruşturmanın "Demokles'in kılıcı" gibi İmamoğlu üzerinde sallandırıldığını söyleyen Soyer, "Bunun için, toplumdaki gazın biraz daha çıkması bekleniyor olabilir. İnsanların daha büyük tepki göstermeyecekleri bir iklim yarattıktan sonra bu kararın alınması yoluna gidilebilir. Hatta bir adım fazlasını söyleyebilirim. Kayyum atanması için KCK ile ilgili bir tutuklama olması gerekmiyor. Güneydoğu'da ve Doğuda birçok ilçede, ilde sadece hazırlık soruşturması bile kayyum ataması için yeterli görülebildi. Burada da aynı durum söz konusu olabilir. Kayyum atama ihtimalinin ortadan kalktığını düşünmüyorum. An ve vaktin kollandığını düşünüyorum. Böyle bir paradoks, böyle akıl almaz bir durum yaşanıyor" diye belirtti.
‘İTTİFAK CEPHESİ OLUŞTURULMALI'
Barış ve demokrasi kavramlarının bir arada olması gerektiğine dikkat çeken Soyer, barış olmadan demokrasiden, demokrasi olmadan da barıştan söz edilemeyeceğini kaydetti. Bir yandan barış için görüşmeler sürerken diğer yandan da yapılan antidemokratik uygulamaların barış umudunu hüsrana uğratacağını söyleyen Soyer, Kürt sorunun çözümünde Meclis’in önemli olduğuna işaret etti. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel'in 21 Mart'taki Amed Newroz'una gönderdiği mesajın çok kıymetli olduğunu sözlerine ekleyen Soyer, "DEM Parti'yle CHP'nin çok daha sıkı bir iş birliği içinde olması gerektiğine inanıyorum. Bugüne kadar kurdukları iyi iş birliğinin yeterli olmadığını düşünüyorum. Yani DEM Parti ve CHP oturacaklar, çok güçlü bir ittifak cephesi oluşturacaklar. Çok organik, güçlü ve birbirine çok güvenen bir ittifak kuracaklar. Bu ittifak Türkiye'deki tüm muhalefeti de içine alacak şekilde genişleyebilir. Eğer hem barış hem demokrasi olsun istiyorsak, barış ve demokrasiyi birbirinden uzaklaştırmaya çalışan bir iktidara karşı çok güçlü bir itiraz cephesinin oluşmasına ihtiyaç var" diye konuştu.
AMED NEWROZU
Bu cephenin oluşmasında yakınlaşmanın önemli olduğunu vurgulayan Soyer, sözlerini şöyle sürdürdü: “21 Mart'taki Amed Newrozu olağanüstü büyük bir bayramdı. Bu kadar coşku, kalabalık, renkli ve güzel bir bayramı az görmüşümdür. Gelenlerin yüzde 90'nı gençti. Binlerce insan aynı anda her yerde halay çekiyordu. Herkesin yüzü gülüyordu. Bunun temel sebebi barışa ve demokrasiye olan özlemdi. Yani bunu çok iyi anlamak lazım. Bunu hissettim. Oradaki yoksulluk, baskılar, inkar ne derseniz deyin, hepsinin üzerine çıkan bir özlem bu. İnsanlar bunlardan kurtulmak için büyük bir umut taşıyor. Bunu çok kıymetli buluyorum. O yüzden siyasilere çok iş düşüyor. Bu umudu yok etmek kimsenin hakkı değil. Bu kadar acıdan, bunca yıldan sonra eğer bu kadar büyük bir genç nüfus hala bu kadar diri bir umut taşıyorsa zorluğun önemli bir kısmı aşılmış demektir. Bundan sonrası ise o umudu gerçeğe dönüştürecek siyasetçilere düşüyor.”